Gönül Sarayı
" Varlık dağını eritip Yâr’in pazarında canı canana teslim etmek; kelimeleri birer zikir halkası gibi birbirine kenetleyen mütevazı bir kalbin hakikate, hidayete ve ebedi vuslata niyazıdır."
Yıkıp her bir bağımı, düştüm canan eline,
Elinle dokunduğun kalbi umman eyledin.
Umman olan bu yürek, muhtaç zikir diline,
Dilime senin adın düşen an, canı canan eyledin.
Canan eyledin canı, perdeler kalktı bir bir,
Kalkan her perde altından ulu sırlar göründü.
Görünen o sırlarla, dile geldi her zikir,
Zikirle yanan bu ruh, baştan ayağa nura büründü.
Nura büründü bu ten, eridi varlık dağım,
Dağlar eriyip gitti, geriye bir tek sen kaldın.
Sen kaldın her zerrede, soldu dertsiz gençlik çağım,
Derdimle dertlenip de beni benden satın aldın.
Beni benden satın alan, o mukaddes pazarda,
Pazarın sultanı sensin, canlar feda yoluna.
Yoluna baş koyanlar kalmaz asla nazarda,
Nazarın değen derviş, hayran olur kuluna.
Kuluna hayran olan, dönüp bakmaz dünyaya,
Dünya dediğin fani, bir anlık düşten ibaret.
Düşten uyanan gözler, gark olur ulu deryaya,
Deryanın her damlası, baştan başa hidayet.
Hidayet ufkundan doğar, Gönül Sarayı'nın güneşi,
Güneş doğunca kalpte, karanlıklar son bulur.
Son bulan karanlığın, alemde yoktur eşi,
Eşsiz bir huzur ile, ruh vuslatı bulur.
Vuslatı bulan canlar, teslim eder emaneti,
Emanet sahibine dönünce, biter bu uzun gurbet.
Gurbeti biten kulun, başlar asıl cenneti,
Cennet senin cemalindir, lütfeyle ey Samed.