Gün Vedayı Solurken
sisli bulvarların ruhuma çizik attığı
izbe bir köşede gölge düşüren yalnızlık
girdabından arka kalan parçalarımla
kesilmiş tellerle gömüyorum bağrıma
sözlerin yumruk olduğu dokuz boğumdan
her birini yavaşça yutarken taş gibi
kuş uçmaz kervan geçmez bu yollardan
bende dönüyorum adımlarla geri geri
salaş bir kayıkçının küflenmiş kulübesinde
yılgınlığımı izliyorum,hesapsız ve fütursuzca
hasretinin pimini yavaşça çekip
bende karışıyorum kızıl ötesi karanlığa
çaresizlik boynuma yağlı ilmeğini dolar
gölgemin dibinden bir fidan daha solar
kaybolmuşluğunun bu esrarengiz coğrafyasında
dilimin sürgüsü çekilir,lal olur susar
dünyamdaki tek safirim sendin kadifelere sarılı
şimdi ürkek bir kelebeğim sensiz,endişeli kaygılı
sanki yokluğunla sallanır gri bulutlar
efsunlu gecelerde düşer yağmur taneleri
çakılır kalırım beynimin dehlizlerine
gün vedayı solurken ayaz düşer iliklerime