Güneşi Arzulamak Gibi
Güneş doğmamışlıklar dünyasında,
Sonsuz karanlığın içinde güneşi düşlemek gibi...
Ne olduğunu bilmem ama isterim o şafağı,
İsterim bilmediğim o güzelliği.
Anlatıldığı içindir belki de,
Destanlara, şiirlere konu olduğu içindir.
Bazısı büyü der, bazısı illüzyon,
Bazısı da der ki hayatın cilvesi...
Karşılaşmayabilirmiş her insan bu ışıltıyla.
Bense varlığından haberdar olsam da,
Daha karşılaşmadım bahsi geçen o ışıkla.
Bazıları istedikçe isterim,
Arzuladıkça arzularım...
Bazense gölge dostuma veda etmek isterim.
İçimdeki boş, zifiri geceyi,
İçinde bulunduğum karanlıktan bilir,
Benimserim, kabullenirim.
Ama boşluk dediğim bu sığınağa,
Bir tutam ışık düşer de aydınlatırmış...
Öyle bir sarıp sarmalarmış ki o sıcaklık;
Hayat seni başından okşar,
Yanağından öpermiş,
Göklerde uçarmış insan.
İşte bazen,
O parıltıyı o kadar isterim ki,
Nerede ve ne olduğumu unuturum.
Duyduklarım hoş gelir gelmesine,
Ama karanlık dostuma veda edemem.
Etmem.
Neden bilmem...
İnsan en sadık dostuna veda eder mi?
O ufukla karşılaşmadıkça hareket dahi etmem.
Belki bir gün kavuşuruz,
Daha önce hiç tanışmadığımız,
Bahsi geçen o aydınlığa.


