Hakikât
Sermâ-yı ruhumda donmuş bir emel gibi bî-kes,
Tutmaz bu yed-i müncemidi gayrı hiçbir nefes...
Senden sonra ufukta sönmüş o şems-i muhabbet,
Şimdi her lahza, gönlümde daralan bir kafes.
Buz kesmiş parmaklarımda titrerken bu hicran,
Gayrı ne bir bahar bekler bu dil, ne bir elaman.
Gittin... Ve bitti o efsunlu, o mukaddes rüya,
Bana miras kalan; bir enkaz-ı aşk, bir de hazân.
Artık sevmek mi? O, bir yâd-ı mazidir derinde,
Kırık bir kanat çırpınır ruhun soğuk yerinde.
Yok işte! Başka bir gölgeye yer kalmadı kalpte,
Sönmüş bir kandil yanar mı mezar dehlizlerinde?
Münzevi bir kederle örülmüş bu sönük hayat,
Senden gayrısına kapalı, her hissiyat heyhat!
Tutmadı kimse şu buz gibi ellerimi bir daha,
Kalbimde bir tek sen varsın, bu en yalın hakikât

