Halil İbrahim Sofrası
Bu sofra Halil İbrahim Sofrası diyorsun
çeşit çeşit nimetler hep sere serpe,
birden yüreğimi dağlayan ateş oluyorsun
ne zaman elimi uzatsam canımın çektiğine.
bu sofra sınırsız nimetler sofrası,
bu sofra ukbanın hoş bir rayihası
mayası aşk, menzili kavuşmak.
nedendir bu yoksunluk
neden bu haset o halde,
zenginlik sende
fukara ezelden beri hep aç...
Şükür hep güzelliğe, zenginliğe şükür!
vicdanlarda putperest, dillerde hep tefekkür;
Halil İbrahim sofrası'nda gözü doymayanlara
Onca makam-ı alâda olsa da tükür, hep tükür.
bu sofra kurtlar sofrası, en kurdu da softası,
annem boşa ağlar şafak vakti, ah bir bilse;
boşa atılan bu kulaçlar,
son bir nefesle
karaya ulaşma çabası...
yok bize bu nimetlerden bir lokma,
haram yazıldı yazımıza,
yok bize lezzet on iki ayların
helâl sofralarından,
sıra gelmezken bunca putperestten...
bu sofra Halil İbrahim Sofrası
çeşit çeşit nimetler hep sere serpe
birden yüreğimi dağlayan ateş oluyorsun
ne zaman elimi uzatsam canımın çektiğine...
bende beni yaratan,
kendini kör ebe misali aratan,
çığlık olup kendinden kopartan,
kendini kendinde bulamayan
peşinde dolanan kendi kuyruğunun
hep kendinden kendine akan,
bu nimetler sofrası beni tahrik eden,
böyle çıldırtan...
Ya cennetini bulsa bu aç kulun,
aşık mı olur, sarhoş mu ebediyyen
sıfırlanmış bozuk akıllar sokağında
şaşkın dolanan deli...
Halil İbrahim'in eli
her gün yüzüne sürdüğün...
gözlerinden ıslanan, kalbini sımsıkı saran
ne aradığını bilmeden sokak sokak dolanan,
sen misin sanki?
ey akıllı deli...
İstanbul - 15.06.2008