Hasret kaldım sana
Hasret kaldım sana…
Adını anmadan geçen günlere,
Sesini duymadan biten gecelere,
Bir zamanlar bana yuva olan gülüşüne hasret kaldım.
Her sabah, eksik bir gökyüzüne uyanıyorum.
Güneş doğuyor ama içim aydınlanmıyor.
Kalabalıklar geçiyor önümden,
Ama ben, senin yokluğunda tek başıma yürüyorum.
Bir zamanlar elini tuttuğum yollar,
Şimdi ayak seslerime bile yabancı.
Rüzgâr saçlarını getirmiyor artık,
Akşamlar adını fısıldamıyor kulağıma.
Sanki bütün şehir,
Seninle birlikte beni de terk etmiş.
Hasret kaldım sana…
Bir mesajına,
Bir “nasılsın” deyişine,
Hiçbir şey olmamış gibi gözlerime bakışına.
Ne zaman seni unutmaya çalışsam,
Bir anı çıkıyor karşıma.
Bir şarkı, bir sokak, bir koku…
Hepsi seni anlatıyor bana.
Kaçacak yer bulamıyorum senden,
Çünkü en çok içimde yaşıyorsun.
Bazen düşünüyorum…
Belki de ayrılık,
Gitmek değilmiş.
Aynı gökyüzüne bakıp
Bir daha asla aynı hayali kuramamaktı.
Hasret kaldım sana;
Ama en çok da,
Senin yanındayken gülümseyen hâlime.
Eğer bir gün yeniden karşılaşırsak,
Belki hiçbir şey söylemem.
Çünkü bazı özlemler,
Kelimelere sığmayacak kadar derindir.
Ve bil ki…
Ben seni beklemiyorum artık.
Ama içimde,
Sana ait olan o küçük boşluk
Hâlâ adını sessizce fısıldıyor.
Hasret kaldım sana…
Belki kavuşmaya değil,
Belki de bir daha hiç gelmeyecek o güzel günlere…
