Hayatın Düş Arası
sonu romana uzanan öykü gibiydi, o yaşanan iki buçuk saat..
yıkık bir haldeydim sana rastladım.
kullanılmış bir limanda cesedi duruyordu
ölmüştü bir yarim, pardon bir yanım..
bakma saçmaladığıma saat yarım.
bacası tüten vapurlar yoktu, kuşlar da tabiki.
balıklarda gidiyordu, annem bile terk etmişti üstelik..
bu şehir yitirmişti kalabalığını
ve kahrolası dünya şeyimin ucunda dönüyor
doksanlık kaset gibi dönüyor..
ben yinede ellerimi açıp dua ediyorum.
umutla beslenip, ümitle uyuşturuluyorum.
ben kızıyorum ama tanrı böyle istiyor.
çok kötüydüm, hemde çok!
köşebaşı barında oturup içmeye karar verdim, içtim.
taze anılarımı meze yapıp sek içtim! sarhoş oldum.
sonra sen geldin..
masumca oturabilir miyim ? dedin.
anılarımın üzerine mi ? dedim.
usulca yanıma oturdun.
kalbimin üzerinde dolaşan kara bulutların,
gözümde açtığı yağışı dindiriyordu bakışların..
gözlerin, yüreğimde güneşi doğuruyor.
saçların, saçların ellerimi okşuyordu.
su gibi berrak, ay gibi güzel ve anlatılamayacak kadar özeldi.
biraz olsun kalbimi sakinleştirmem gerekliydi.
gözlerimi devirdim gözlerinden, sonra devrildim.
yüzüme temas eden el beni ayıltmaya çalışıyordu, ayılttı.
kendime geldikçe öfkelendim, öfkelendikçe daha fazla acı çekmeye başladım.
acı, hayatın sosu olabilir..
ama;
sen bana hayat veren bir organdın, şimdi yoksun.
organı olmayan bir çocuğun yok olması gereken varlığı da hayattır.