Hezeyan Mektupları
(I) Birinci Nüsha
zamandı evvelden baki olan,
şimdiyse hüzün kadim dostumuz;
.. aşk
.. şarap
elçisi,
hezeyan mektuplarında saklı,
ateşle dansı anlatan kalemden,
düşlere dökülen, son umudumuz.
şehrimin dudaklarında,
var hepten bir yara izi.
ateşle kavrulup değsek, yakar mı genzi?
her parçasında bir kanın,
içinde var "sen", kanayan.
kalbimiz çivilenmiş bir tabutta,
ya da bir şömine başında eriyerek
bitecektir elbet bu hayatta.
avuçlarıma bir gül değiyor,
dikenleri o kadar sert, çekse kanayacak,
çekse de yansak mı?
değdiğinde zaten cehennemdik,
yansak, külümüz çıkar nefes yerine dudaklarımdan.
belki de heyelan olur şiddeti aşkın,
çarpar Nemrut'a yıkılır devran.
söner güneş, elbet biter bu hüsran.
kalbin ateş, gözlerin nefes gibi üfler tenime,
ve o ateş, güneşten de sıcak,
yakar bu küçük şehri pare pare.
güneş her sabah dağ yerine,
göğüs kafeslerime saklar ufku.
bir serin rüzgar gibi geçer içimden,
doğar geride kalanlara,
söndürür mektupları yakar yavaştan.
ve o mektuplarda bir dünya söner,
hepsinde saklı bir avuç yaşam.
dudakların dudağımdayken,
nefesin nefesime taşınır sormadan.
sonra çekerim içime,
kirasını sorarsan..
o da bir gün ödenir elbet,
yarım kalanlardan.
kanatların..
teker teker sarmıştım ellerimle.
şimdi büklüm büklüm.
kim kırdı meleği?
yandığımız ateşten mi bu yara?
yoksa yeni bi azraile mi taptı yüreğin.
şimdi düşmüşüm denize.
serin sularda, cayır cayır ateşler içindeyim.
dinmiyor öfke, dinmiyor sevda.
.. aşk
.. yara
dediğin nedir ki?
parçalanmış iki kalbin ortası,
asam olsa gitmez ellerim çöl etmeye
şimdi susuz kalbim,
sensiz dudaklarım.
kalbin kadar yandım.
sen hayatta bana kalan en güzel yandın.
bittik.