Hiçlik Yankıları
Gece, derin bir kuyunun karanlığına çivilenmiş.
Gün, zincirlenmiş bir esir gibi nefessiz.
Yıldızlar, yorgun fenerler misali
sarkıyor göğün karanlık yüzünden.
Gökyüzü,yırtılmış bir tül gibi
solgun bir tenin üstüne örtülmüş.
Ve ben,
gömleği yırtık, kırık bir zamanda
incecik iplikleri sökülmüş bir kumaş gibi,
parça parça karanlığa sızıyorum.
Bensizliğin kıyısında
unutulmuş bir hikâyenin
çürük nefesiyle.
Ve sözcüklerim,
yaralı, suskun,
sahipsiz sözcüklerim
kırık aynaların damarlarında
sessizce kanıyor.
Her harf, boğazına taş bağlanmış kuşlar gibi
çaresizce düşüyor boşluğa.
Ve sessizliğim,
ince bir sis gibi sarmış her yanımı,
ruhumu üşüten kırık bir melodi,
duvarlarda yankılanan bir çığlık çarpıyor yüzüme.
Sesim, sessizliğim de boğuluyor.
Ve ellerim,
bir kayanın soğuk sırtında oturan
parçalanmış gün ışığı gibi
gölgelerin kör kuyusuna karışmış.
Parmaklarımda ise dokunamadığım düşlerin külleri var.
Ve zaman, küflenmiş bir aynada
kendini tekrar tekrar tüketiyor.
Her nefesim, donmuş bir nehrin
çatlaklarında sıkışan yankı misali
kendi içinde ölüyor.
Ve düşlerim,
kanayan, parçalanmış bir yürekte eriyor.
Bir kuyunun hıçkırığı taş duvarlarda çatlıyor.
Düşlerim, toprağa değmeden solmuş yapraklar gibi
avuçlarımda ufalanıyor.
İşte ben,
İşte kalbim,
pörsümüş bir saatin sonsuz döngüsünde
kendi yerini bulmaya çalışıyor.
Rotasız bir sessizlikten ibaret,
son nefesini veren bir yıldız gibi.
Kayıyorum.
Nefesim yok
Boşluktayım
Elim yüreğimde,
erimiş bir güneş gibiyim
Bir yarım hiçlik,
diğer yarım
yine hiçlik....
Harika