Hüznün Naftalinli Örtüsü
hangi dilde özlesem seni
tutuluyor kavuşmanın dili
köpek öldüren şarap tadında başlamasaydı gün
yastığa, yorgana
sana sarılır gibi sarılmasaydım
perdenin arasından sızan güneş
dokunmasaydı yüzüme saçların gibi
sana bugün şiir yazmayacaktım
sabah sabah iğde kokulu bir bozlak
belki Karacaoğlan
belki Emrah’tan kalma
bir mavzer gibi kusmasaydı göğsüme efkarı
bir bağlamanın döşüne mühürleyip kahrımı
karalamayacaktım o bakir kağıtları
ekmek aldığım fırında kokunu duymasaydım
sofrayı hayalinle kurmasaydım
her lokma boğazıma kurşun gibi dizilip
içtiğim çay rakı gibi kokmasaydı
o netameli köşkün paslı kapısını açıp
kaldırmayacaktım hüznün naftalinli örtüsünü
hiç değilse bu gün gelmeseydin aklıma
bir hüzün şelalesi gibi dökülmeseydin içimin denizlerine
can evinden vurulmuş rüzgar gibi deli deli esip
bir yaranın kabuğunu kaldırır gibi içmeyecektim
şehre incecik bir yağmur yağdığında
her yağmur tanesi nesli tükenmiş bir imge gibi
düşmeseydi saçlarıma
dişlerimi sıka sıka
kafamı duvara vura vura
sana bu gün şiir yazmayacaktım