İçerde Bir Adam
“Muhsin Yazıcıoğlu’nun aziz hatırasına”
“Kış, yalnız üşüyorsan kıştır,” dedi
Dışarıda birisi;
Günlerden cumartesi...
O vakit bir kar tanesi düşeydi saçlarıma,
Saçlarımdan ırmaklara karışacaktı;
Karışacaktı okyanuslara.
Yağmur öncelerine zapt olunacaktım;
Gözlerden akana gem vuracaktım seni.
Ve ekmeği sıcakken tüketen ben değildim;
Duman ve is içime işlemişti
Fabrika bacalarında,
Günlük yevmiye krallığında.
O vakit ki gençlik:
Çevgenimin ucundan doğardı yerde filiz,
Dağlar duyardı yüreğimde patlayan sesi
And olsun sonunda şiirlerimin;
Bulutlar ağlardı,
Saçlarıma yıldızlar yağardı.
Rüzgârlara sindirerek nefesimi,
Hevesimi hep başka baharlara
Tehrederek yaşadım.
Erdim bu yaşa;
Neydi o alnıma cezalar çaktıran?
Her seher vakti eza oldu,
Bana baldıranlar tattıran!
Cellâdı bendim oysa tükenmeyen gecelerin;
Yazdım; denizler kadar hırçın,
Volkan gibi ölümcül,
Caddeler kadar canhıraş kelimeleri...
Tükenmeyen kalemi tüketen de bendim;
Bendim her bahar akşamı
Gözlerime yağmurları berkiten.
Çapraşık bir şehrin
En onulmaz yarasıydı benim aşklarım.
Korkularım mazot kokusuyla başlardı;
Gün doğumlarında benim
Kaygım: kavgamdı düşlere sığmayan,
Bir türlü son bulmayan;
Arayan, aranan kaygım!
Sürükledi beni hep diyardan diyara.
Belki hep söylenecek sözüm vardı,
Hiç bitmedi...
Şiirlerle kanatan bendim söyleneni,
Öykülerle coşturan;
Sevincimi bulandıran hayat serüveni...
Üsküdar’da ağlardı vapurlar,
Bazen martı olmak istedim;
Çok bekledim usum uçmadan uçabilmeyi,
Kanatlarımı karın tokluğuna heba etmeyi.
Ve kaçtı son tren,
Yandı Haydarpaşa;
Ve yine dumandı içime işleyen.
Kaygım: volkandı patlayan,
Çağcıl acıların en çerçevesizi.
Öldürmese bile hançer,
Biliyorduk; kalırdı izi.
Derken kaybettik üstüne
O “Koca Reis”i!
“Üşüyorum,” dedi içerde birisi;
Günlerden çarşamba...
O vakit yüreğime bulaştı
Bütün yanmaların isi.
Ve o gün anladım:
Kış, yalnız ölüyorsan kıştır.
Ayazı üşüten ölümdür;
Kaygım, bana artık zulümdür…

