İki Vakit Arasında
"Dün bir hatıra fısıltısı, yarın henüz söylenmemiş bir söz..."
Eski bir kapının gıcırtısında saklı çocukluk sesleri,
Sokaklara sinmiş toza bürünmüş masumiyet...
Gözlerimi kapattığımda burnuma tüten o taze ekmek kokusu,
Zamanın teker teker eksilttiği ahşap avlulu evler...
Geçmiş; göğsümün sol yanında duran,
Dokundukça sızlayan ama vazgeçilmeyen bir kadife kumaş.
Derken bir rüzgâr esiyor takvim yapraklarından,
Geleceğin soğuk, aceleci ve belirsiz ayak sesleri...
Henüz varılmamış yolların, kurulmamış cümlelerin yükü;
Avuçlarımda biriken o bitmek bilmeyen yarın kaygısı,
Acep nasıl olacak?" sorusuna diz çöken akşamlar...
İki vakit arasında sıkışıp kalmış bir ömür;
Bir yanım giden günlerin izini sürer serin gölgelerde,
Bir yanım adımlamadığım yolların tozuna bakar endişeyle.
Ne dünün huzuruna tam sığınabiliyor insan,
Ne yarının meçhul iklimine adım atabiliyor rahatça...
Şimdi durup dinlenme vaktidir belki de;
Geçmişin tatlı sızısına tebessüm edip,
Geleceğin sisli perdesini Hak'ka emanet ederek,
Yalnızca şu anın, alınan tek bir nefesin hakkını verme vakti...