İpeğin Mazoşizmi Mızrağın Sadizmi
içim,
bazen kara cehennem cenderelerinin
sadist ve mazoşist zebanisi...
bazen tefekkür deryasının,
fersahlarca dibinde ezilen,
tek kefenlik et parçası...
bazen aşeka sarmaşığının,
insafsızca ve hoyratça sardığı,
arafî hurma ağacı...
bazen arzın cehennem zırhının
cehennemî vesilesi,
dünya kanının istifra edildiği,
bin geçitten bir tanesi...
ve bu halet-i ruhiyeyi
edebi ve ebedi kazıdığım,
narin mermerler...
bir nevi içimde bükülüp,
zaman kaydıran,
beşeri semânın
gri damarlarında birikmiş,
müskiratvari tarık yıldızları...
ve lütfullah!
bu içimdeki cerahati,
göğsümü yıldız testeresiyle yarıp,
toprak tırmıklarla yola yola alan,
lakin şair sarhoşluğuyla bana,
zerre acı hissettirmeyen,
lütfullah...
bana bu acı dolu ve ulvi
kan akıtmayı öğretti...
beyaz ipekleri yarattı,
siyah mızrakları...
birbirine delicesine aşık,
bu yüzden birbirine zarar veren
ama ayrı da duramayan,
iki aşığı gönderdi...
ve onların nikahını kıyan,
günahkar imamı...
içimdeki habis cerahat yolunurken,
bana şair sarhoşluğunun,
verilme vesilesi...
nikahları ise on senedir,
onların ölüm,
benim ise kalım meselesi...
besmeleyle başlayan ilk kesik...
önce narin ipeğin vücudunun,
karış karış çizilmesi...
gırtlağı da kesildikten,
kınalandıktan sonra,
zuhur eden kesif ölüm sessizliği...
geriye kalan,
öfkemin kinimin kurbanı,
bir mızrak,
ve ortada cansız yatan ipeğin,
kirli kadavrası...
13.02.2023
