Islak Çöl
Kanayan gözlerin hüzün motiflerinde
göçebe çeyizliği;
göğsüme merhem.
Hıçkırıklı gecenin ney sesinde
duman kesiği adaklar,
beyaz bir efsun ateşi;
Lâl rengi lekelerle lehimlenmiş uçurumlar
sükûtun aynası
sözün kırılan kilidi.
Sonsuz uykuların
şefkate susamış rüzgarı,
girdaptan süzülen parıltı;
kırık bir saatin içinde unutulmuş deniz tuzu.
Aşk...
Sudan kurtulan yalnız inci;
Nice kuyuda yıkandı bu beyaz saflık
Dem
Köpük
Deniz
Sevgilere katılmış mühür...
Sesi teninde biriken akşam tayı,
avucumda terleyen ürkek kuş:
zaman;
serin bir yangının kucağına bırakılan
toprağın uykusuna sızan çiçek rayihası...
Basamaklarda hayat
soluklu, berrak
sevişir gülün adımlarıyla.
Yaraların kasnağında gümüş ışıklar,
sarı bir koku çalınıyor yüzüme
çardakların isli sesiyle karışık;
şehrin yorgun çatılarını süpürüp gelen rüzgar
takılıyor kirpiklerimin kafiye izine.
Soluğuma sızan gölge buğusu
giderken rüyaların gün ufkuna
yeşerir ikindilerin bağrında
ıslak bir çöl.
Duruyorum.
Sessizlik sürüsü çiğniyor yolları,
taze bir sevincin ayak sesleri...
Usulca açılıyor camlar;
Ufukta yırtılan tül,
düş dudaklarımda uyanan kıyı
artık hiç kanamıyor çark





Şiir bu ılık ılık akıyor sayfaya tebrikler sevgimle