İstanbul ' a Düet

geceler ;sabahı bembeyaz düşledi
gölgeler karanlığa sakladı kendini
oyunun adı ''İstanbul'a Düet''

***

asaletine
üç yol ağzı sapak ve lahit
hem bekçidir hem de şahit
tutuşurken saçımda boğazın yeli
bir İstanbul taşırım ki koynumda
adı gündüz güzeli

üç numara bol giysiler içinde
serer cismini önümüze kararsızlık
iyice derinleşir hal ve gidişatta
tarumar çiziklerimiz
söz körfeze düştüğünde çakıl taşı olur
at kestanesi değildir zemini acıtan
ve sular iyice morarmadan
haydi gel şair
Marmara'ya yelken açalım

yosununa tutunur da açar gün
kokuna,rengine özenir gül
ayaklarıma deniz bulaşır
ıslanır satırlarım
gâm teline dokunursun ruhumun
kız kulesinden sarkıtırsın bakışlarını
yalınayak dolaşırken bulutlarlarda
gamzelerine dokunursun yağmurun

İstabul
soluklan biraz
ciğerlerine dolmak istiyorum ruhunun

pejmurde bir resmi giyinmiş üstüne şehir
sarkan kemerinin epirmiş delikleridir kirli bacalar
hangi yakası daha çok sarhoş uyuyor ki Haliç'in?

Çamlıca'yı yalayarak tam gaz Göztepe'ye
girerken karayel
hız yarışında birinciliği
yedinci kattan düşen gözüpek
sıvaya verdiler
şimdi kimyası un ufak yatıyor çamurlar içinde

ucuz kurtuldu ahali ama
kuyruğu ezildi yavru kedinin eyvah..!
ne acıklı bir karıncalanmadır mırnavın dilindeki
peşisıra ağlamaya başlamadan
çıplak beton filizleri
haydi gel şair
Marmara'ya yelken açalım

uyku mahmurusun İstanbul
sil gözlerinin çapağını

enginlerinde bir masal uyur
dehlizlerinde saklanır korkular
nefesinde izmarit kokuları
kaldırımlarında asık suratlı gölgeler
ve ben içinden geçerim ruhunun

belki de sen olurum İstanbul
belki de ben...


bütün zarlar hileli bilmelisin
sahi hangi rengi seçeceksin bu bahar
yeşiline asfalt bulaştı anılarda kaldı eflatun
kırmızı kan lekesidir sür manşet
ah.. bilemezsin / bir zamanlar
Kadıköy güzeliydi şu şair kadın

Rapunzel'e inat bahçe duvarlarından
saç uzatışı mor salkımların
mendirekte hapis kalmadan önceydi
yeşil gözlü balıklar
şimdi dalgayla sevişmeye bile hasret
yosun tutmayı özledi kayalıklar

ah İstanbul ah.. neden tutundun ki sanki
çok katlı- sürrealist hatlı ? şu devşirme

Şahmeran suskunluğuyla konuş benimle
bağır biraz.
titresin ağaç kovukları
üzerime yık köprülerini,tepelerini
başımda dönsün rüzgârın
tomurcuk versin ateşten gömleğin
içinde buz kesilen elleri
sonra dizlerine yatır beni,
bir masal anlat
içinde Kays olsun
Leyla olsun
Ferhat olsun
Şirin olsun
biraz da sen ol
biraz da ben...


üç yol ağzı, sapak ve lahit tutuklu kaldı Salacakta
Haydarpaşa yanıyor...

yine kırık yürekleri vuracak kıyıya dalgalar
ve iki büklüm
bir devri daha kapatırken hatıralar...
küskün bakacak İstanbulum

biliyorum
tökezlemek değil ne şiirin ne de şehrin derdi
yine de duracak yerli yerinde tarihe atılan bu çalım

haydi gel şair
dokunarak körfezdeki dalgın suya
Marmara'ya yelken açalım

bir tatlı huzur üflesin Kalamış arkamızdan

...

Hamza Okumuş / Mine Özdemirtaş

15 Mayıs 2011 101 şiiri var.
Beğenenler (5)
Yorumlar (4)
  • 13 yıl önce

    Teşekkürler güzel şiir için severek okudum

  • 13 yıl önce

    ah şimdi istanbul da olmak vardı dedirten bir anlatım keşke sempozyuma gitseydim bakın şimdi pişman etti lisanınız beni kutlarım has kelam olmuş...

  • 13 yıl önce

    bugün okuduğum en güzel şiirdi ..Harika bir anlatımdı ...hayran kaldım kalemdeki bu güce...tebriklerim bugünün şiirine ve şairine...👍👍👍

  • 13 yıl önce

    ..gezindi satırlar gözlerimde durdu sonra hissettirmeden istanbul a güzelliğini.. çünkü..inkarsız,istanbul her şeyden daha güzeldi..teşekkürler hamza bey..tebrikler...