İstanbul'dan Elma Kurduna Masallar



ay anlatır elma kurduna
evladiyelik masal
gök iki büklüm olmuş sırtıyla
yayar boğaza gözlerinin lacivertini

iskelede selamlar insanları
dudaklar martı çığlığı
güvertesi hüzün kaplı şehir içi vapurları
kahır tüter cigarası

demli çay kıvamı dalgalar
dişler kız kulesinin mor saçaklarını
sövercesine döver balıkçıların kanat sesleri
tinerci çocuk gölgelerinin yığıldığı surları

suların ezgileri dans öğretir şehrin şavkına
rıhtıma bağdaş kurmuş
bedeni yanık Haydarpaşa
kucağında anı dolu
Anadolu yapımı tahta valiz
kulağında sahipsiz Nazım Hikmet
dilinde gurbet sayıklaması
gelen kırmızı giden siyah karanfil
bakışlarında biçare memleket
dikenli tellerde asılı kumru kanatları

tarihi yarımada minareleri
koyu sohbette Topkapı'yla
bir kadın
avuçlarında yüreği
çıkarken Karaköy'ün arsız yokuşuna
yırtılmıştır romanının ilk sayfası
tek yıldızı düşmüş
farelerin papatya falı baktığı
nursuz suratında tanrıların cirit attığı
sol ayağı aksak yaşlı Agop'un
köhne ve meleksiz otel odası
ki
umrunda mıdır sanki
günahkâr yıldızların gezindiği Beyoğlu
ve koynunda şeytanın soyunduğu mekanlar

Eyüp'te sabahçı kahvesi
asfalt döşeli sağı cami
toprak kaplı solu amale pazarı
ortası sarıklı insan panayırı
tepeden seyreder Pier Loti
burnunda ter kokusu
bir çocuk aktarırken
boya sandığına dizlerindeki kanı
merhem diye sürmekte
elindeki nasıra babası

Sirkeci garında genç bir kız
rüzgâra yenilen eteğine sarıldıkça
kondüktör uçsun diye etek
habire düdüğüne üflemekte
makasçı bir elinde levye
diğeriyle silerken siyah terini
bir ana tülbentine sakladığı evladını
pörsümüş memesiyle emzirmekte
bir an önce gelsin isteyerek Bulgar treni

boynu bükük Moda’nın
Barış’sız bakışlarında dertli adalar
yük ağır
atların bacakları çelimsiz
yetmez gücü faytonların
gece gündüz taşımaya maviyi
Sait Faik’in öyküleri uçmasa

makyaj yapmış güneş
üzerinde turuncu entari
bırakıp denizin narin göğüslerini
göğe yükseldiği anlarda
çorbacı Selim'in son müşterisi
sarhoş bakışlarında Orhan Veli
şiirin tanrıçası kim diye düşünür
madam Eftalya’nın kızları tutuşturdukça tenini

İstanbul esneyip uyanmakta
Galata köprüsünde balıkçılar
Cağaloğlu’nda gazeteler
Eminönü’nde simitçiler
Yenicami’de güvercinler
Kapalıçarşı’da başaklar
Gülhane’de evsizler
ve kimsesiz ceviz ağacı

ay anlatır elma kurduna
sana ait masallar

ey sevgili
ciğerinin alt köşesini
tam alt köşesini
uzatır mısın
sana hasret
bırakılmış dudaklarıma
sadece istanbul kadar
açım sana


---------
çaysız_şekersiz ve bademsiz / Ersin Başeğmez
uykusuz_kalemsiz ve denizsiz/ Erkan Cem Arslan

İstanbul/25 temmuz 2020 05:32 _İzmir

---------

31 Aralık 2021 180 şiiri var.
Yorumlar (6)
  • Merhaba Uğur Bey şair-yazar kalem dost, şiirinizin yarılamıştım, Nazım derken Orhan Veli'de anılmalı diye düşünürken beni yanıltmadınız. Külebi de güzel şiirler yazmıştır istanbul üzerine. O'nu da ben anayım. Kutlarım. Esin periniz hep yanıbaşınızda olsun. Emeğe ve sanata saygımla esen kalın.

  • 4 ay önce

    Ersin bey çok iyi bir şairimiz tanış olmanız ve ortak şiir yazmanız ne güzel Uğur bey

  • 4 ay önce

    Emeğinize kaleminize sağlık hocam severek okudum tebrik ederim saygılarımla selamlar