Kayıp Zaman

Bir kentten başka bir kente gönderilen mektuplar kadar özlemle sözlerime başladım.
Gecede kalan adamlarla bağdaş kurup türküler dizdik masaya.
Sen yoktun adın vardı ve seni kutsal kitaplarla kıyasladim.
Sonra sakallarim uzadı birden.
Aynada yüzüm çağ atladı
Mevsimlerin ismi değişti
Saçların temuz sıcağında renk değiştirirken
Bahçeme ayaz düştü, dal kurudu
Ve havva ana mahçubiyetini anlatıyordu ısırık aldığı elmadan...

Çorak toprakları keşif etmişsin, güle çevirmişsin.
bütün bedeviler huzuruna dizilmiş
ve Peygamberlerin selamini getirmişler sana.
beni lanetli ilan etmişsin şehirlerin giriş- çıkışlarina
Firavunların safinda musa olsam kar etmez biliyorum.
Gecenin girdabında payına deniz düşen yunus olsamda,
Kuyudaki yusuf olsam da, gözüne inen perde kalkmayacak biliyorum.

Şarabın rengine sığındım asırlar boyu
Medeniyetler kurulmuş, yıkılmış
Hanlar, hamamlar kurulmuş kervan güzergahlarına.
Ashab-ı kehf' in uykusuna yakalanmışım
Süvariler geçmiş mağara kapısında
Dört nala geçen atların sesleri uyandirmamış beni.

Bir ikindi vakti dünyaya uyandım
Şehirler, kasabalar el değiştirmiş
Terk ettiğim sokaklara başka isimler asılmış.
Artık Sihirbazlar belirliyor kaderimi
Masalcilar saray avlularinda uyduruk hikayeler anlatıyor çocuklara.
Bütün yaşam ustalarının saçları ağardi
Ve Dervişler rastgele dolaşmıyor dünyayı...

Gökhan Alabuga

Yorumlar (1)