Kendi Topuğuna Sıkan Sözler
Saçlarıma baharları söz vermiştim
Ama
Yalnızlığın ahı düştü üzerine
O ahlar rengini bile çaldı siyahımın
Gölgem vurgun yedi olmayan bedenine
Oysa
Bulutlara griyi ben öğretmemiştim
Ben dememiştim dağı taşı gözyaşlarınızla yıkayın diye
Ellerimde bir demet mezarlık çiçeği
Korkusundan utanmış
Ben demedim ki ona aslından utan ve boynunu bük
Cesetlerin üzerinde çiçek açmak en büyük günahtır diye
Her şeyin aslına inat yapar gibiyim
İçimde buzdan bir yangın
Beyaz dumanı içine çekip tanrıyı sorguluyorum
Düşüyorum kendimden
Ama ağır çekimde
Gidişime seviniyor gibi baharlar
Ellerimi bıraktığım yerde güller açıyor
Ve ben çaresizce
Sonsuza düşerken dikenleri kalbime basıp
Yokluğumun varlığa dönüşmesini izliyorum
Şaşırıyorum
Gitmek için onca sebep karşısında kalmaların böyle sessiz kalmasına
Benden bu kadar çabuk vazgeçmiş olamazsın hayat
Tut ki koynundaki tek teselli benim
Yine de bırakıyorsun ya beni
Anlıyorum ki sen kendine benden daha çok düşmanmışsın
Gidiyorum kendimden
Ellerim gidiyor benden
Sonra gözlerim
Kalbim terk ediyor nedenlerimi
Bir tek ayaklarım kalıyor geride toprağa çakılmış bir mezar taşı gibi
Bakıyorum boşluğa
Biliyorum ki
Üzerine isim yazmaya bile gerek yok
Yokluğum bile az önce varlıktan silindi
Neden anlamıyorum
Her şey sırayla gelmiyor üzerime
Peşi sıra geliyor gelmekte olanlar
Kara haberlere karanlık bahaneler sarılmış
Boynuma dolanıyor elleri
Nefesim dar
Nefesim yorgun
O bile terk edip girmek istiyor beni
Git
Sen de git korkak
Ne acımana ne de beni sevmene ihtiyacım kalmadı çünkü
Güya
Saçlarıma baharları söz vermiştim
Ama
Ben kendi sözlerimin içine saklanmış ahlarıma yenildim iyi mi