Makbuleye Yazılan Kuşluk Şiiri
Ferdayı bulmak buralarda, ezilmiş bir ceviz gibi
Ve ben gibi, biz gibi yaşaması her daim korkunun...
Tütmesi dudaklarında, yaşamın geçilmez köprüsün ve beyaz doktorun...
Mavi bir okyanus gibiyim direkli, bucaksız ve oldukça ıssız
Zümrüt dalına bakan bıçak gibiyim...
Ne kadar zamanım kalmış ki doktor
Ve şiarlı bir vasiyet yazabileyim....
Ve sen ki ömrümün budanmamış zümrütü makbulem!
Ve diri bir baykuş gibiyim oldukça saf oldukça tor
Ne kadar zamanım kalmış ki doktor
Ve Şiarlı bir vasiyet yazabileyim
Makbule hasretini koy ciğerime
Ölürsem hasretinden öldüm diyeyim...
II. BÖLÜM
Yağmur gibidir buraları, insanı barındırmaz karanlığı var
Ve buralarda yaşar,
Bir gecede iki baykuş...
Gözleri vahşi bir kıvılcım gibi sallar dünyayı,
Ve aynı kızı severler,
Bir gece iki baykuş...
Kapısında istanbul'un, topkapının kesik bir serenad müziğiyle
Nida dolu fıskıyeden, bir bardak su içerek
Ve aynı kadınla aynı anda sevişerek
Sabahı beklemeden çekip gitmekte
Bir gecede iki baykuş...
Şakaklarında eski karısı güvercinin izi kalmış
Deriinnnn ve buruukkk! Bir iz
Ve o anda anlamış ki baykuş
bu lanet dişi baykuş
onun minik güvercini kadar olamazmış
O kadar üzülmüş ki! Yuvasından su akmakta baykuş'un
Ve yaşları ağacını büyütüp güvercinine kavuşturunca...
Utanmış,
Ve o anda anlamış ki baykuş
bu lanet dişi baykuş
onun minik güvercini kadar olamazmış...
III. BÖLÜM
Cezaevi treninde özlemek seni
Ve kuru bir yaprak gibi, dökülmek, yırtılmak raylarında...
Ve koparmak, ayaklarına basarak gökkubbeyi
Ve özlemek hürriyeti ve hemen herşeyi....
Gönlümün en büyük onurudur...
Cezaevi treninde özlemek seni
Ve kapılmak rüzgarına karşı yürümek
Seni ilk gördüğüm zaman ve ilk gün ki gibi
Çamur gibi vakur gibi, ölüm gibi
Cezaevi treninde özlemek seni...
Gönlümün en büyük onurudur...