Mavilim
Baktım ki aklım başımı almış gidiyor,
Seni görünce inan yandım mavilim.
Kalbim ise "Hiç durma takip et" diyor,
Aynı yeri on sefer döndüm mavilim.
Tam tamına bir saat gezdim pazarı,
Felaklarla, Naslarla kovdum nazarı.
Sanki yaşıyorken gördüm mezarı,
Ayaktayken diri diri öldüm mavilim.
Mavilere bürünmüş baştan aşağı,
Uzun bir pardesü, belinde kuşağı.
Uzaktan hasretle bakan şu aşığı,
Bir bilsen ne kadar yordun mavilim.
Ama bir türlü göremedim yüzünü,
Polis gözlüğüyle kapatmış gözünü.
Hele ki konuşurken cilvesini, nazını;
Hayranlıkla bakıp durdum mavilim.
Dedim: "Bu nasıl eda, nasıl bir yürüyüş?"
Her bakışta mest eden edebi bir duruş...
Aklımda bin soru, kalbimde bin vuruş,
Ardından deryalara daldım mavilim.
Pazar bitti düştün mahalle yoluna,
Çok isterdim o anda girmeye koluna.
Bakmadın ne sağına ne de soluna,
Her adımda hayran oldum mavilim.
Bizim sokağa saptın, kafam bir milyon,
Bekliyorum nerede olacak bu son?
Ne olur şu yüzünü artık bana dön;
Meraktan sarardım, soldum mavilim.
Ne hikmetse dayandı bizim kapıya,
Sonra göz gezdirdi faturaların kutuya.
Hiç şahit olmadım böyle bir hataya;
Tepede güneş, ben ise dondum mavilim.
Koşar adımlarla gittim bayanın yanına,
Son verdim artık bu tuhaflığın sonuna.
Ani bir refleks ile vurmuş oldum koluna;
"Burası kimin evi?" diye sordum mavilim.
Gözlüğü çıkardı, güldü "Aşkım" diye,
Eşimi o halde görünce döndüm deliye.
Allah'ım bu hidayet, tarifsiz bir hediye!
Sonra kendi halime güldüm mavilim.
Allah'ın hidayeti ile kapanan bir eş,
Onun da benim de gözümüz hep yaş.
Benim kalın kafama vuruldu bir taş;
İşte o an hatamı bildim mavilim.
Gece aklım nefsimi yakasından tuttu,
Biliyorum ki gündüz ters köşe yaptı.
Bu tokat Allah’tan şefkatli bir tokattı,
Bir tokatla kendime geldim mavilim.