Mavinin Sen Tonu

Konu sen olunca,
Evriliyor ve devriliyor bütün tümceler.
Hiçbir dilde başlayamıyorum hikayemize.
Alfabeler nankör olup
Kan kusturuyor kalemlere.
İmla tanımaz birkaç sözcük oluyor,
Gırtlak basması serzenişlerim.

Buzlar yanıyor şehrin dağlarında,
Binalar üşüyor,
Ve çağlar öncesi kömürler,
Yetmiyor ısıtmaya.
İyisi mi yakalım bütün meydanları,
Anız niyetine!
Sonra tohumlar ekelim bahar öpüşleriyle.

Sıra geldi görülen geçmiş zamana.
Sevdim,
Sevdin,
Sevdik,
İşte yine tıkandı dilin katı kuralları.
Ya da ben bu kadarını biliyordum.

Neyse cancağızım geçelim bu bahsi.
Değil miydi sıcak bir balkon sefası günü?
Mevsim Afrika'dan gelen çöl sıcaklarıydı sanki.
Şu afyonumu da bir türlü bulup patlatamamıştım.
Ki vakit bana sabah,
Sana öğleyi biraz geçiyordu.

Kalabalık caddelerde ilk gün bakışmaları,
İzinsiz kazıya maruz Arnavut kaldırımları,
Ucu denize çıkan dağ gibi bir kasis.
Sahi biz değil miydik,
Nuh Tufanı'ndan bu yana sevdalı?
Tabiki de bizdik,
Süreya'nın kalemiyle
Laleli tramvayına biletsiz binenler.

Ben bazen sen ama
Sen hep annem hep çocuğum
Kılığım kıyafetim,
Tadım hem de tuzum,
Yanındayken hoşum,
Yokluğunda boş...

Mavinin her tonuna razıyım da
Sen tonu bir başkadır hani...

Oğuz Yılmaz

Yorumlar (3)