Medetsiz Gidişat
Zamanı gelmemiş anlar biriktirdim hep,
Razı oluşlarımın gölgesinde,
Bir avuç mavi gökyüzünün hapsinde,
Yarını yok sulanmamış geçmişimde..
Yok yere ziyan oldum,
Medet umduğum kapılarda,
Yaza yaza;
Çetelemde yer kalmadı onca sene,
Kaza kaza;
Kendi mezarımın kıyısına geldim yine,
Bir avuç topraktan ibaret değildi oysa,
İçimde göçüp duran koskoca memleket,
Bir ömür kendi gölgesini,
Sırtında taşıyan yolcu misali,
Her susuşum başka bir yangına dönüştü,
Küllerim bile beni tanıyamadı...
Kabası alınmamış hayatımın,
Kenarlarına sürtüne sürtüne eskidim,
Aynalar yüzümü ezberlerken,
Ben hiçbirine benzemedim,
Gidişatım baştan belliydi belki,
Giderek de acı vermiyor artık,
Ne çok düşman kazandım,
Ne çok dost eksilttim,
İçimdeki beni yavaş yavaş tükettim,
Dönüp bakan olmadı ardımdan,
Ben de dönmeyi unuttum,
Her vedanın ardından..
Bir mevsim eksildi içimden,
Göğe bıraktığım dualar,
Taş kesilmiş bulutlara bir bir çarptığında..
Sessizlik;
En sadık yoldaşım oldu gecelerde,
Şimdi ne medet bekliyorum,
Ne de bir mucize,
Yalnızca içimde ağır ağır yürüyen,
Adsız bir gidişatın ayak seslerini dinliyorum,
Rüzgarda yorulmuş bir ağacın,
Son yaprağı gibi sallanıyorum,
Düşsem de ses etmeyeceğim biliyorum,
Çünkü en büyük gürültüyü
İçimde çoktan kopardım..
Bir kuş kalktı göğsümden,
Kanadı bende kaldı,
O göğe karıştı ama,
Benim göğsüm biraz daha karardı,
Medetsiz bir gidişat bu;
Ne dönüşü var,
Ne de unutuluşu,
Belki bütün ömür,
Varmaktan değil,
Eksilmekten ibaretti,
Ve biliyorum;
İnsan en çok da,
Kendine geç kalıyormuş,
Yarım kalan sevinçlerimle,
Tamamlanmayan cümlelerde çoğalıyorum,
Kimsesiz ömrümün kıyısında,
Adımı usulca silen zamana;
Öylece boyun eğip bakıyorum...