Melek Kanadının Saçağı Dildâr
Dildâr, melek kanadının saçağı dildâr!
Hazan eli değdi gönül köşküne dest-i semadan,
Can çeşmesinden akarken titriyordu inci tanesi
Ve çatlıyordu bir ıslak buluttan akarken gam
Müjgânla damla damla oynaşırken sonbahar.
Firkat ile uzandı güz semasının eli gül bahçesine,
Nâmefhûm bir can güdâz yangındı bu yaşananlar.
Ay hüznünün parıltısı nevbahardan kalan son damla,
Seyran edip yandı da bu garip gönülde bir hezâr,
Şekva etmeden uçtu aşiyândan bir ateş pare oldu yâr.
Dildâr, sürûd-ı şeydâ çalarken dillerde dinle bak!
Gökyüzünün eli sinede bir kor yangınmış zâr,
Duymuyor musun? Bîefgân türküler söyleniyor hâlâ,
Söz incileri dizilirken güz çırpınışlarında bu son dem,
İkbâl-i naçar! Nerede şimdi şeydâ, neredesin dildâr?
Bir şâhvar tanesiydi elvan düşlerde demde dem,
Her kelimesi ayrı bir nâzende söyleniyordu elhân.
Erkenden kapıya dayanmıştı habersizce şimâl rüzgârı,
Dilhırâş dizilen incilere diz çökerken önünde can,
Bir leylî değildi ayrılık melek kanadının saçağı yâr.
Dildâr! Nerede şimdi mehlikâ aydınlığın neredesin yâr?
Nerdesin eyyam-ı nevbahar? Gitme biraz daha kal,
Eylül hüznünün ilham tellerine düşen lâl,
Varsın yapraklarımız sararmış solmuş ne çıkar,
Bu lerzân çığlık sanadır duy sesimi yâr! Dildâr!
03 Ağustos 2009