Misak-ı Milli Destanı.
'Hasta adam' yatakta, ölümle pençeleşir,
Koskocaman bir tarih, sanırsın can çekişir.
Viyana kapılarından döndüğü günden beri,
Hastalık bünyesinde kemirmişti her yeri.
Kuzey Afrika,Hicaz ve Mezopotamyayı,
Elde tutan o değil,artık o değil' Kayı'.
Çünkü,'cevheri asliyi' kaybedince bedeni,
Kayboldu zaman içinde hastalığın nedeni.
Türklük aşağılandı kalplerde,beyinlerde,
Sonra sorup durdular,acep hastalık nerde ?Teşhiste geç kalındı,sararıp soldu beden,
Tek tek söküldü taşlar,o muhteşem kaleden.
Düşmanlar amansızca kemirdikçe kemirdi,
En cılız olanları sayemizde semirdi.
Küçücük bir devletçik türettiler Moradan,
Kalpgahımıza girdi,yayılarak oradan.
Kuzeyden musallat oldu azgın kutup ayısı,
Pençeledi iki yüzyıl, unutuldu sayısı,
Emperyalistler yoldaşı, beraber bölüşecek,
Çıkabilse Boğazlardan, sıcak denize inecek.
Çanakkalede birleşti emelleri, düşleri,
Bir mucizeye gebeydi hasta adamın işleri.
Küller eşelenecek, 'Çanakkale 'denecek,
Küllerde parıldayan son köz'e üflenecek.
Alev topu olacak, düşmanı kavuracak,
Tozunu emperyalizmin deryaya savuracak,
Aydınlanma devriminin parıldayan yıldızı,
Doğdu Çanakkalede nura garketti bizi.
Sömürgeci gururu yerle bir oldu O'nda
Bir Orada göründü,bir göründü Samsunda.
Dumlupınarda dürdü topunun defterini,
Tescil etti tarihe Türk yurdunun yerini.
Saraylarda kaybolan kimliğimi buldum ben,
Ulusal değerlerimin tahtına kuruldum ben.
Bu tahtın varisleri yaşayacak ,ebedi,
Nesiller nesillere devredecek nöbeti.
Misak-ı Milli davam, varacak menziline,
Müjdeler soydaşıma,müjdeler 'TÜRKELİNE'...