Münferit
Şiyar, âmadan geçtiğinde zaman çılgınca yarına koşuyordu
Şiyar ya da masum köylü, ne fark eder ki kör olduktan sonra
Abdal yürek, Elias Canetti'nin koynuna girdiğinden beri oluyor bunlar
"Körleşme" ile içiyorlar neslin ellerinden zehri
Kayradan sızan gıybet diyorlar adı konulmamış şehirlerin namusuna
Otobüsler, günahtan ıslanan yollara takozlar koydu çoktan
Oysa ki; bütün dansözlerin boyu uzundu
Tanrı, Tanrı olalı ilk defa Tanrılığını sevdi; Tanrı da bir garip
"Bu işte bir yalnızlık var" diyen Tuna'nın alnından öptüm sonra
Halihazırda sevişen kuşların barış çığlığı
Ayarlarımla oynadı kuşlar
On sekizlik çıtır rüzgâr tutukladı saçlarımı
Bir kadını çok istediğimi geçtim bulutların altına
Topuklu ayakkabı sesleri beynimi bıçakladı
Hey taksi diyen kadına, ömrü iki dakika olan bir aşk geçirdim
Kadın teşekkür edip taksiye bindi
Bir yandan dünyanın dişiliğini sıyırıp başıma taktım
Diğer tarafta ahlak dersi veren profesörü alkışlayan karıncaları izledim
Tutkulu bir filmin biten ilk seansı sonrası yüz kadınla sevişmiş gibi bir his bu
Yani aptallığın hafif olma durumu
Bir tek çay içen Selami abi susuyor
Belli ki onun da kafası dumanlı
-Tayyareden Osman, bir tek senin gibiler cennete gidecek, beyni günaha kodlanmadığı için
Ağır roman'dır yaşam sınırları geçilmez dedi asker
Yunus Arıkan'ın "Ne zor şeymiş yaşamak" adlı romanını hatırladım bende
Aklımda uçuşan milyonlarca küfrü, tek bir kelimeye sığdırdım
Ve ağzımdan sadece eyvallahı çıkardım
Asker sustu-