Ne Toprak Ölür Ne Sevda Onları Çiğneyenler Ölür Boyuna
bir ileri bir geri
bu üçüncü bahar gülendam...
aykırı sisler garında geçirdiğim bu üçüncü sensiz mevsim
eh azıcık bilirsin!
arada yürek arada sevda çalar keman telim
hiç bekleme hiç
ki ;bunu da çok iyi bilirsin
ben ne bıkarım ne de vazgeçerim...!
evet düşmüştüm...
bir yakamoz ışıltısı kaldırırken gözlerimi yatağından
hani ellerini tutunca buğular çıkmıştı gözlerinden
hani uçuşuyordu havada saçma sapan kelamlar
işte düştüm ben o zaman
gönül ağacıma amansız bir tesadüfle taşındığın an...!
bilirsin ve görmüşsündür de az çok
toprak ölmez üzerinde yaşayanlar ölür
bir yaban arısıydım doğru
evet başımın beladan kurtulmadığı da...
dediğime bakma sen gözlerime sor?
haram balım var mıydı hiç oldu mu?
evet;
değmiştir de irislerim ama ne almıştır içeri
ne gözümden aklıma girebilmiştir bir diğeri
ikrarla sevda okunmaz ya;
sen yine de bunları duyma!
ömrüm diyen sesine
caniçim atan nefesine
yaftalanmışım işte ta en tomurcuğundan
ben asaletine karma karışık,
ben sana yatak yorgan
ben sana ahirle nişan /aşı/lanmışım bir kere ta çocukluğumdan...!
saymadım hiç;
acil anonslara sen diye asılmış tutkularımı
aslında...
seni sevmiyorum ben!
içiyorum...
seni istemiyorum ben!
hissediyorum...
ve saymıyorum
kaçıncı gül şarabı akıllanmayışımdır bu
kaç kere diken aşısı olmuşum sayende
kaç inşallahlı duasın sevda niyetine...!
şarapnellerin karışmış işte bir kere kanıma
bazen sayıklamışım adını sallanarak
bazen kızıp sövmüşümdür kol kola ve binlerce kaldırım taşına
bazen direklere asmışımdır o gül cemalini
çokça da dalgalara...
ama en çok ne zaman seviyorum seni biliyor musun?
en aklımdan çıkarmaya çalıştığım zamanlarda!
mesela;
kör karanlık bir gece vakti süzülürken yanağıma...!
//...ne toprak ölür ne sevda... onları çiğneyenler ölür hep boyuna...//
ToprağınSesi