Nokta
Kör ölür, olan köre olur.
"Badem göz" bir koca masal.
Külleri serpildikten sonra, ıssız-bucaksız bir ovaya,
bir denize ya da bir dağa,
Bir masalda kral olmuşsun, kaç para..!
Şimdi hangi kurmaca sarayın, hangi sırça köşkü sunar;
bir soluk alışın el değmemiş hazzını.
Hangi hayali harem dindirir aşka dair özlemini.
Kör ölür, aklı dünya da kalır.
Ne yanında bir ses, ne yakınında bir heves...
Abes bir geri dönme isteği yalnızca.
Yalnızca enfes bir kör-kütük sarhoşluk histerisi.
Körü körüne de olsa yine-yeni bir yaşam beklentisi..
Kör ölür, kulağı arfatadır.
Duyar, en hafifi krallara layık, soytarıca anmaları.
Yanmış bir film şeridi geçer,
gözlerinin arka odalarından.
Yaşadıkları-yaşayamadıkları
anlamları-anlamsızlıkları
anlatımları-alıntıları-anlaşılamamaları...
Ne varsa kimsenin görmediği,
körlemesine bir bakıp kaçıştığı.
Şimdi yanmış bir kısa film şeridinin,
karanlık karelerinde kalmıştır artık.
Kör ölür, gözü açılır.
Güzelliğini göremediği dünyanın,
iki yüzlülüğüne tanık olur.
Riyakar feryatlar, peygamberliğe yükseltilmeler,
sonsuz naatlar...
Mezar taşından taşan, yanık sesli, köpekleme ağıtlar.
"Kör parmağım kör gözüne" ayan-beyanlığında,
Diplemesine çamur hayatlar...
Kör ölür, olan köre olur...
"Badem göz" bir koca masal...