Parçalanmış
Eğildi kulağına
Söylendi usulca ve gürül gürül
Bardaktan boşanır gibi yağdı şimşekler
Yeryüzünü, gökyüzünü
Geceyi, gündüzü
Denizleri, çölleri
Dağları
Parçalarcasına dağladı
Kalbini
Kapandı içine
Şu gördüğünüz çukura yazmak için
Öyle ki kalbinin kırıklarından daha derin değildi
Hafifçe pütürlü dillerle
Taşı çatlatan sözler duydu, “Sen zaten...”
Nasıl bilsinler içini
Sönmüş bir söğüt gibi duruyor boz toprağın üstünde
Sarkmış dalları erişmiyor suya
Ama güneş çıktı dostlar
Yeşertir mi yaprakları
Serinletir mi gözyaşlarını, sonra
Eğildi kulağına
Söylendi usulca ve gürül gürül
Çarptı yıldırımlar kursağına
Döktü ağzından kırgınlığını bozkıra
Aklını zehirli cümleler kuşatmış
Gece yıldızlar açık kalmış
Hınca hınç dolu adımladığı sokaklar
Her adımda daha derinleşiyor çukur, az sonra
Kuşlar beyhude ötecek
Anıları dizelere hapsolacak
Korkudan sinmiş yavrusunu
Son kez öpecek gözlerinden
Yaşlanacak
Kaybolacak çocukluğu
Durun,
Gökkuşağı mı o?
Islattı mı yağmur toprağı?
Yeşerecek mi söğüt?
Sonra
Eğildi kulağına
Söylendi usulca.
