Sabır Toprağında Yeşeren Umut
“ Toprağın bağrına düşen bir tohum gibi, hayatın çetin imtihanlarında sabırla bekleyen gönül; çilenin piştii yerde olgunlaşır ve vakti geldiğinde en güzel meyvesini verir.”
Rüzgâr nereden eserse essin,
Kökü hakikatin derinliğinde olan ağaç devrilmez.
Bir mevsim geçer üstümüzden,
Karakış çöker fırtınalarla dallara.
Görenler bitti sanır, yaprak döküldü sanır,
Güneş bir daha doğmayacak gibi gelir gözlere...
Oysa toprağın altındaki o zifiri karanlıkta,
Kimsenin duymadığı, görmediği
Sessiz ve derin bir hazırlık yürür.
Bizler hep acelecileştik bu çağda;
Baharı hemen görmek,
Çiçekleri bir anda koklamak,
Emeğin meyvesini zahmetsizce toplamak istiyoruz.
Gecenin sabaha gebe olduğu o uzun saatleri,
Tohumun çatlayıp filiz vermek için
Toprağın bağrında çektiği o mukaddes çileyi
Görmezden geliyoruz.
Oysa hayat, telaşlı adımları sevmez.
Hakiki huzur;
Kaderin o değişmez ritmine ayak uydurmakta,
Rüzgâra karşı sitem etmeden,
Hakk’ın takdirine gönülden rıza göstermektir.
Acının içinden geçerken feryat etmeden,
Demir gibi ateşte pişip çelikleşmektir sabır.
Gözyaşı kurur gün gelir,
En derin yara bile vakti geldiğinde kabuk bağlar.
Karanlık ne kadar koyulaşırsa koyulaşsın,
Gece en zifiri anında sabaha evrilir.
Yeter ki sen içindeki o ümit meşalesini söndürme,
Yeter ki kapını çalan imtihanı bir kahır değil,
Bir olgunlaşma muştusu bil.
Çünkü biliriz ki;
Sabır, pasif bir çaresizlikle boyun bükmek değildir.
Sabır;
Dikenin bağrında gülü müjdeleyen kokuyu almak,
Zifiri gecenin koynunda sabahın nurunu görebilmek,
Ve her yıkılışta Rabbe sığınıp
Daha güçlü bir adımla yeniden ayağa kalkabilmektir.