Ses
hayatla ölüm arasında bir bağlaç gibiyim
kirli ekranları kırdım, tüm gazeteleri yırttım
karanlık çığlıklar biriktiriyorum durmadan
kristal atımın üstünde dertnala koşuyorum
eski resimler takılıyor gözüme birden
özellikle yırttıklarım takılıyor
yırtılacak yanı kalmasa da yırtmak istiyorum
bir daha yüzümü yırtarcasına
ve oradan sessizliğin manzarasına dalarcasına
tüm bildiğim doğruları unuturcasına
ve ben niçin yazmamak için direndiğim zamanlarda
yazıp duruyorum liman bozması sayfalara
ve niçin bazen konuşur gibi
ve niçin bazen susar gibi
suya hasret gibi
lal hasret gibi
yalın akşamlar doldu göğsüme
ennio morricone şarkıları doldu
kırık kalp doldu
ve doldukça ben
mahşeri hüzün olup yağdım sokaklara
kan kuşları vardı havada
bir fahişe sakızı gibi çiğnenmişti umut
yıldızlar kaldırımlara düşmüştü
pandomim gözyaşı, kurumuş yapraklar, renksiz düşler
düşmüştü hepsi birer birer
ey ses söylesene
başka bir yolu yok mu yani
binlerce kez ölüm
binlerce kez zulüm
mutlu olmak için mi
söyle bana artık
ben sen miyim
sen ben misin
ve kanatları var mıdır sevincin
en doğrusunu bilen kimdir
yüreğim kör kuyu iken
attığım her adım ağulu bir boşluk
ah neden vazgeçmeyeceğim
beni bana hapsetme artık
güz nöbetleri bitti
ummak zaten delilikti
yanıbaşımdan geçti