Sessizliğin Çatlağı
Sen,
bana en çok sessizliği öğrettin.
Bir nehrin kıyısında oturur gibi,
hiç konuşmadan akıp gitmeyi.
Şimdi biliyorum,
her ayrılık,
yeryüzünün kalbinde açılmış
ince bir çatlak aslında.
Ve oradan sızıyor
bizim bütün susuşlarımız,
bütün sızılarımız,
sızlayan ne varsa.
Aşka dair ne öğrendiysem,
hep kayboluştu
ve onu anlatan bütün sözcükler
dudaklarımda paslı bir yara gibi.
Bir yüz,
önce ışığıyla ısırır,
sonra karanlığıyla mühürler seni.
Ama biliyorum.
En karanlık saat,
hep kendi sessizliğini bekleyenlerindir.
Unutmak istersin içinde dinmeyen o yangını
ama kendi ormanından kaçan
ve küllerin ovasında seken bir ceylan kadar
evsizdir ruhun artık.
Benim kalbim,
kendi suskunluğuna gömülmüş bir harita,
sınırları yanık, yolları silinmiş.
Yolcusu olmayan bir ülkenin
yalnız, kör çatlak pusulası.
Şimdi,
senin yüzünü değil,
bana bıraktığın boşluğu taşıyorum
gözlerimin akında.
Bir odanın köşesinde duran boş sandalye gibi,
bütün varlığın,
yokluğunla çoğalıyor durmadan.
Ve ben,
artık sadece susarak anlatabiliyorum seni,
bir nehrin kıyısında,
akıp giden suya
baka baka…