Sevgimin Katili Kim
Bazen bir aşkı bitiren, sevgisizlik değil; kıymet bilmeyen bir kalbin sessizce işlediği ihanettir.
Sevgimin katili kim, diye soruyorum kendime.
Bir insan nasıl olur da bir kalbi bu kadar severken öldürebilir?
Nasıl olur da,
dün uğruna her şeyi göze aldığı insan,
bugün adını duyduğunda içinde hiçbir şey bırakmayacak kadar yabancılaşır?
Belki katili sensin.
Belki de seni bu kadar güzel sevdiğim için,
suçlu olan benim.
Ben sana gelirken elimde silah yoktu,
kalbim vardı.
Sana savaşmaya değil,
sevmeye geldim.
Sana kendimi savunmaya değil,
sana güvenmeye geldim.
Sen ise benim sana uzattığım kalbi aldın,
önce sevdiğine inandırdın,
sonra ellerinin arasından düşürüp parçaladın.
En acısı da parçalandığını gördüğün hâlde dönüp bakmadın. Beni yerde bıraktın.
Şimdi düşünüyorum da,
sevgimin katili belki sen değilsin sadece. Verdiğim değerin fazlası da suç ortağı.
Sana yüklediğim anlam,
sustuğum onca şey,
affettiğim her kırgınlık,
düzelir” diye içimde büyüttüğüm umut…
Hepsi bu cinayetin sessiz tanıkları.
Sevgimin katili kim?
Bana sevgi diye sunduğun yarım cümlelerdi.
Verdiğin sözleri tutmayışındı.
Beni yanında tutup kalbinde taşımayışındı.
Ben sana bütün kapılarımı açarken,
senin çıkış kapısını çoktan hazırlamış olmandı.
Belki de en büyük cinayet, beni sevdiğine inandırmandı.
Sonra bir sabah uyandım,
ve içimde sana dair bir şeyin sustuğunu fark ettim.
Ne öfke vardı ne özlem…
Sadece kocaman bir boşluk.
İşte o gün anladım:
İnsan sevdiğini kaybettiğinde değil,
ondan hiçbir şey beklememeye başladığında gerçekten vazgeçiyormuş.
Çünkü insan düşmanından aldığı yarayı kolay kabulleniyor.
Asıl yarayı, sarılmak için kollarına gittiği insan açınca taşıyamıyor.
Aşk sadece güzel bakışlardan,
uzun konuşmalardan,
verilen sözlerden ibaret değildir.
Aşk, insanın gitme ihtimali varken bile,
kalmayı seçmesiydi.
Sen benim sana Olan sevgimin Katilisin….