Sezai Karakoç / Payidar_ı Sevdası Mona Roza. (Muazzez Akkaya)
Dirilişin çiçeklenemeyen hüznünü yüklenen şair
ağıtlarını dinler kuşların ahının.
Kaç yurtsuza yol olduysa parmak uçları
saçlarını tarar geçmişe dair pişmanlıklarının
bir gül kokusuna yenilir olur olmaz
genzine takılır utangaç sevda kırıntıları
kıyılar boyu hıçkırık birikir de içsesinde
yüzünü gülüşünün tuzunda yıkar
adını yazar Mona Roza'nın dünün buğusuyla camlara...
Mona Roza;
bir ihtimal de olsa başı dizine uzanır Sezai'nin
nefesini çeker örtü niyetine üzerine.
Dokunuşa muhtaç kaç rüzgarla kavgalıdır saçları
hıçkırığından tutulsun, düş kırığından öpülsün ister
karanlığına mırıldanır boyundan büyük ağrıları
bir şarkıyı gözlerinde ısıtır gençliğiyle
yüreğindeki körpe filizleri budar
köprüler kurar geceden sabaha sır satırlarından
aklı karışır bütün ezgilerin bir Muazzez Akkaya'ya
kirpiklerinde dindirir yedi kıta kıyameti
kuytularda demlenirken bağışlansın ister içinin telaşı...
Yüreğinin en büyük şehridir özgürlüğü Sezai'nin,
duvar diplerine gizlenir Mona Roza'yı sevmişliği.
Köhne bir darağacıdır sızısında kalan, kanayan
içinde saf tutar gözyaşı denilen ağlayan
fikriyle dertli, derdiyle belalıdır başı
ve her şiirin öznesinde Mona Roza'dır yaşlanışı
çığlık çığlığa kıtalar uzanır bağrında Sezai'nin
umuda ve seslenişe durur yol boyu tümceleri
yüzü asılır arzu ahvalinin göçler büyüttükçe
'Tut Ellerimden' diye kaç kez seslenir sağırlığına
en ıssız yerlerde açan zambakları
nehirlerde yıkar yorgun haykırışlarıyla
gökyüzüne bakar ne vakit boğulsa
ve bileti kesilmemiş acılar durur sol yanında...
Kırgın bir şiirde yamalar zamanı,
ışığı olur ruhuna iyi gelen her baharın karanlıklarda.
Hep telaşlıdır hangi omuza el atsa
kaymaya meyillidir yıldızları geceden
ince bir veda devrilir göğsünden Sezai'nin
karanlığını uzatır umutsuz damlayan mısraları
her yanı küflü bir sevda bakışlarıyla
çaresizliği istiladır boğazında düğüm düğüm
mutsuzluğun büyük şantiyesidir şehir
bir soğuk, bir mavi, bir garip sızı bırakır arkasında
ve imtihanı olur,
Mona Roza'dan başka kimi koysa kalbinin kuytularına...
'Büsbütün bir viranedir şiirsiz her saray' derken
bir yokoluşa tanıktır eksilen takvim yaprakları.
Niyetler tökezler soluk yüzlü sonbahara
hikayeleri birikir gurbet sokaklarının
eyvahı da, ahı da kederi ısıtır
tılsımı dökülür platonik yetimliğinin
göçten yaralıdır kolu kanadı nerede soluklansa
yüzüne yüzüne bir sevda küser
bir ayrılığa bölünür iki ayağı
ve artık taşımaz kelimelerin uykusuzluğuna yenilişini
yaralı tebessümler dökülür iç sesinden sayfalarca...
Acılara ve kavuşamamaya kuruludur ruhunun salıncağı,
hakikati devrilir içine içine de
durulmaz içinin Mona Roza'sızlığı yinede.
Siyah bezle bağlayıp geçmişinin gözlerini
hüznü, gönlünü ikna etmektedir
kaygılar sürer alnına, yüzüne, ellerine
göğsünün ortasında bir tufan
'Bir gün gözlerimin taa içine bak,
anlarsın ölüler niçin yaşarmış..' notu düşer ömrüne
kışı, beyaz duvağıyla resmeder Mona Roza'da
çıplak topraklarına meftundur çukurovanın
ve uçurtması terler bulutların
hecelenir göğün hüzzam öyküsünde
kuşlara tüneller kazar yüreğinin maviliği
hüzünleri yudumlar dar vakitlerin
ve bu dünyadan bir Sezai Karakoç göçer.
Darağacını tekmeler şiir şiir iskemlenin,
sürgünlüğü alnından düşer.
Anısına saygıyla...
