Sükûtun Mührü
Yorgun yanlarımın gizlice girdim koluna,
Yürüsün diye kendi kendine, derdinin yoluna.
Yaralarıma “umut” diye ince bir deva sürdüm,
Gümüş neşter gibi ruhumun kuytusuna gömdüm.
Her yara bir vazgeçişin kristal kırığı şimdi;
Dokunsam kanamaz ama kımıldasam cam kesiği.
Öyle bir derinlik ki; ne ses var ne yankı.
İçimde bin yıllık bir şehrin sessiz yıkılışı sanki.
Sokaklarımda artık rüzgâr bile yabancı,
Eski bir şarkı gibi sızlatır bu inatçı sancı.
Tozlu bir aynada bulduğum o solgun çehre,
Teslim olmuş çoktan o dilsiz derin vehme
Gömülsün anılar, o gümüş neşterle derine,
Hiç kimse dolmaz artık o eski “ben” yerine
Sükût, en sadık dostudur bu yorgun canın,
Mührü vurulmuş sanki, içimdeki isyanın.
