Sürgün
Yaşıyorken can verilir mi?
Peki ya ölü hiç dirilir mi topraktan?
Ben
Ne ölüydüm, ne de diri...
Gözyaşım kendini tazeliyor gün gün
Pınarlarımda demlenip akıyor,
Tuz kokan yaralarım,
Kanıyor...
Umudum, yarınlara elini uzatmış bir çocuk gibi
Gözleri parlıyor.
Annesizmiş gibi
Ağlıyor,
Süte hasret gibi...
İştahlı bir yalnızlık salonumun tam ortasında
Perdeler karanlığı seriveriyor koridoruma...
Kapı, bozuk bir keman yayı gibi
Gıcırtılı.
Nefesim
Karlı bir yolu açmaya çalışır gibi
Göğsümle mücadelede...
Ellerim
Ellerim hiç bu kadar susuzluk görmemişti,
Tıpkı bir çöl gibi...
Saçlarımda kıvrımlarım,
Sönüveriyor isli bir bulutun neminde.
Sarılığında güneş,
Sönüveriyor...
Kokum,
Boynuma hapsolmuş,
Sana firar etmek ister gibi...
Gün sayıyor...
Ve sen
Çıka geldin bir anda...
Yemyeşil umutlarımın toprağı oluverdin...
Filizlendim.
İçinde ısındığım dört duvarım,
Üzerime kitle düşlerini,
Umutlarından kırıntı bırak
Ben bununla da doyarım.
Bakma bana öyle yeşil,
Ne anlamlar yüklemişim ben gözlerine,
Bakma bana öyle babam gibi,
Hüzünlü bir filme
Ziyan etme
O gözlerindeki hareleri...
Ölümün kucağından kaçıp sana geldim
Yüreğine tanrı misafiri alıyormuşsun...
Yerleşmeye geldim...
Yaramı sarmalarken sen,
Nefes aldıkça çiçeklendim.
Bir kelebek doğdu evimin sol odacığında.
Güneş sızıverdi tenime,
Sen su oldun çöllerime...
Su oldun tenime...
Gitme...
(sarıkız)