Susuş
Geceyi içime çekiyorum
Oturduğum kanepede, karşımda
Hiçlikten olma bir gölge, sana benzeyen...
Bütün boşlukları seninle bezeyen
hiçlikten olma bir gölge
ve ben...
Seni özlüyoruz.
İsterdim kalkıp gitmek bir cesaretle
Yeryüzüne değil, belki bir yıldızın izinde
Çok uzaklarında uzağına
Kendime hiç kararmayacak
Bir ışık bulurum umuduyla,
Terk etmek isterdim
Seni unutacak kadar
Bütün hatıraları koparıp ruhumdan.
Sanki biri içimde bir kapıyı aralık bırakmış da
Rüzgâr oradan girip
Adını çoğaltıyor
ve vuruyor soğuk elleriyle içime.
Ben sana hiçbir şey demedim aslında.
Bir taşın suya değmesi kadar kısaydı susuşum.
Ama su geniştir,
Yayılır.
Ve insanın içi
Bazen bir göl değil,
Taşkın bir hatıradır.
Sen gittin diye değil,
Ben kaldım diye ağrıyor dünya.
Çünkü kalmak
Duvara çivilenmiş bir gölge gibi;
Ne ışıkla uzar
Ne karanlıkla kaybolur orada.
Bir kentin içinden geçiyorum her gün,
Adını söylemeye cesaret edemediğim bir kent.
Sokaklarında yüzüm asılı kalmış.
Hangi vitrinde baksam
Kendimi yarım görüyorum.
İnsan sevince
İçine küçük bir mezar kazıyor fark etmeden.
Gömdüğü şey karşısındaki değil,
Kendi çocukluğudur çoğu zaman.
Ben sana değil,
Kendime yetişemedim.
Bu yüzden bütün trenler
Benden birkaç dakika erken kalkıyor
Koştuğum her istasyonda.
Şimdi gece yine açık bir yara gibi.
Parmağımı değdiriyorum karanlığa
Kanamıyor
ama sızlıyor.
Adını anmıyorum.
Çünkü bazı isimler
Söylenince eksiliyor.
Ben seni
eksiltmemek için susuyorum...
