Tanrıça Gölgesindeki Aşklar (Şiva)
Daha kürkündeydi aşk rengarenk çalımıyla.
Sadece ümit tütsüleri yakılmıştı
Şiva'nın kucağına.
Şiva; kirli düşlerinden arınırken Ganj'a;
çocuklar salamurası bozulmuş kışa,
bahar renkleri bahşediyordu renk bayramında,
çim yeşili, gök mavisi, taprak kahvesi, güneş kızılı...
Bakir bir bahar tablosuna erkiniyordu ellerinde.
Henüz aşk elktorondu akmamıştı bakışlara,
turfanda kalplerin çarpıntısı yokluyordu;
arasıra kaldırım voltalarını.
Ve ceddeler egzotik renkleriyle kızlar,
peşlerinde Casanova arı kuşları,
özlerini çalmak için yarışıyordu.
Hintli kız aşkı görebilmek adına,
üçüncü gözünü takıyordu.
Gün erkek arıların günüydü yakınsak mercekleri,
o gece karası derinliğin içine,
şuh idlerinin gelincik vaatleriyle bakıyordu.
Şiva; tutuşan elleri görünce
toprak düşler ete, külleri ankaya dönüştürdü
aşkın sihirli simyasında.
Aşka susuz dudakların kıraç çatlaklarına,
ilk nemli Fransız öpüşünü bıraktırdı.
Şiva sonunda bahar uyanışını,
soğuk külleri bir rituelle,
Tüyleri kabarmış kış toprağına serpti.
Şiva; kalan son aşkı,
gündüzlerin platonik güneşine ayırdı.
Her günle çoğalttı sevdayı
dakikaların hesabında.