Ucuz Ölümler Ülkesi Anatolia- 15

Ucuz Ölümler Ülkesi Anatolia- 15


“Şiddet, yetersizlerin son sığınağıdır.” Isaac Asimov

 

1

Zorbalık üssü Anatolia’da

peşin işleniyor suçlar

yalın ayak yürüyorken sokaklarda, yolda, çarşıda,

herhangi bir yerde ve anda.


Acılar kavmi Anatolia’nın hafızasında

çoğalıyor öldürülenler.

dijital anıt sayaçta kadın isimleri.

Özge’can Aslan, Şule Cet, Pınar Gültekin, İpek Er,

Rabia Naz, Kübra Yapıcı ve diğerleri.

çoğuna intihar süsü vererek şekil yapıyor Anatolia.

misalen Garibe Gezer ve niceleri.

karnında bebeği Goncagül Arslan,

toprağa bıraktığı not ile intihara giden.

bebek ile intihar!?


Yaşam mönüsünde, bol deterjanlı kahveden

ihmalde mahir simyacı lügat.

her 5 kişinin ortalamasıyla

aptallıktan ya da kimsesizler yurdunda kimse’sizlikten

sessiz sedasız boğulan ‘Arda’ bebek.


Bilinmez sebepsizlikten 21’inde Rojin.

Ekim karasında mavi bir deryanın kıyısına itilerek

eril ölümlerden biri ile.


Ve çocuklar.

ülkemin Ağrı’sında mavi çiçek gözlü Leyla.

Gülnar’da solan Müslüme Yağal.

Dicle kıyısında taşlarda solan Narin


Gözleri mimlenen cevapların körlüğünde

elif, lâm, mîm lafzına batıl

adı nokta ile henüz 6 yaşında nikâh verilen (H.K.G.)


Bıyıklı devletin akdinde

Zeytinburnu sahilde, karanlık sularda

sessiz ve çaresizce boğulan ‘Hifa.’


Herkesin bildiği üzre onlar,

kör edilen hakikatin gözleri önünde

herkesin yok saydığı üzre

kirin ve kanıksanmış çürümüşlüğün içinde

ö(ldü)rülmüş değerlerin peçesinde

ilkin insanların sahipsizliğinden

herkesin hiç kimse olduğu

onlar kadın iken celladına eş kılınmış

onlar ana iken kahır görmüş

onlar çocuk iken hayat nedir bilmeden daha

dünyadan bihaber, bir deyyustan olma istismar.

şirret bir kahpelikten eril.


2

Deneme yanılma tahtası Anatolia’da

her ölümlü musibetlerden sonra alınıyor tedbirler.

gelip okullara da dadanan şiddet ile

hoyratça kıyılan canların

oturma sıralarında dolmaz boşluğu.

omuzlara hizalanan eller ile başlayan maarif saatlerin

hayata çocukça bakan ürkekliği.

ümüğü sıkılan tevhid-i tedrisat’ın

nostaljik bir anımsayıştır

adı artık mahalle olarak geçen köylerin

unutulmuş enstitüleri.

okullarda hedef noktaya taşımalı alfabeden

daha hızla varıyor akran zorbalığı.


Yatay linçin mobing merkezi Anatolia’da

kinli zamanın kanlı ellerinde

sırtından vurulan Fatma Nur Öğretmen’den

‘ırmak’a varan sürgünde intiharlar.


Harflerle büyümeyi öğret(m)enlere

kırk yıllık köleliği hiç yere d/eviriyor mahpusluk.

Ey buluğ yaşın cenderesinde sesinden vurulan abece!

müfredatını yitiriyor sözcükler.

biat ettikçe yüklemler gizli öznelere

d/emir kipleriyle kurulan cümlelerde

tonu kana dönüşüyor sevilen kırmızıların.


3

Ey, acılar kavli Anatolia!

Söyle;

mesela bir ölüm kaç doğuma bedel,

öldürülenin ardından yaşamaksa,

kaç kişi ölü kalıyor hayatta?


Ey “Bebekten katil yetiştiren karanlık!”

Ey, tarifsiz çürüme!

söyle nasıl iyileşir,

kalanların b/ilenmiş bıçakta izi ağır sancılar,

c/an harıyla k/an tutmuş yaşanmışlıklar?

Mesela, nasıl bırakılır kör bir bıçağın paslı ucuna

gencecik ömürler.

sefil sokakların kanlı dişlerinde

kim anlayabilir geleceğini yitirenlerin hayal/t kırıklığını?


Mesela nasıl açıklanır bıçak uçlu ölüm hıncı,

nasıl kalır, dehşetin döşte yarası, demir kesiği

ya da serseri kurşunun kalplerde bıraktığı ebedi acı?


Uğurlanıp gidenlerin ardından

mesela yeniden nasıl gidilir

hep yanacak kırklanmış son mum ile

acıda duran ölmüş evlere,

içte devinip duran anımsayışın dehşeti içinde

nasıl bakılır kederli eşyalara,

nasıl dokunur insan

daha üzerinde ten kokusu kalan giysilere,

sonra gözler nasıl yumulur

karanlığın girdabında sabah olmaz yarınlara?


D/olmaz yeri hiç,

sofralarda boş bir tabak ve kaşığın verdiği boşluk.

korkunç suskusu kalır geriye

her bakıldığında telefonda duran isimlerin.

adların ağırlığı çöker üstüne

ve arayıp sesini duyma isteği jilet gibi keser içini,

el varamaz silmeye.


Düşer insan resimlerdeki donmuş anı denizine.

batar özlemin kaosuna

sessizliğin sonsuz derinliğine.

dayanmaz, kav olur yürek.


Sonra, hayata kaldığı yerden devam etmenin yükü

çöker insanın üstüne.

günlük işlerin telaşesinde

bir yerinden yeniden tutunmanın isteği

dikiş atar yaşama.


Sorguladığın ve anlamaya çalıştığın

ölüm ve hayat; yaradılış ve varlık

ruhuna yapışan akıl ve duygular

tok tutar yaşama açlığını.

donuk nehirler gibi ağır ağır çözülünce buzların

alışmanın sabırlı ellerinde

gülmeye yeniden başlamanın mahcupluğunda

gelip mıh gibi çakılır aklına o en sevdiklerin.


4

Ey rüyasını yitirenlerin hayal/t kırıklığı Anatolia

bakışları kanayan kentlerde

en can yerinden boynu kırılır karanfillerin.


Ey “Bebekten katil yetiştiren karanlık!”

kinli zamanın kanlı ellerinde çoğalan kir,

sefil sokaklarda durmadan t/ürüyor köpek dişli kötülük!


Ey silueti taşlarla kırılan ‘Narin’ yüzlü sular,

yan bakılan merhamet ‘Atlas’ı.


Ey *gözleri doğum lekeli dünya,

kalbi yanık *‘Yasemin’ ko(r)kusu

hüzün sesli yüzlerde hayf.

ey ocağına ateş düşen oğulsuzluk.

kuş sesli sadalarda yiten ömürler,

ceberut ölümün hıncı yetmezmiş gibi

kalbini de kırıyorlar mezar taşlarının...


Güney


“Bebekten katil yetiştiren karanlık!” Rakel Dink 


https://www.youtube.com/watch?v=00gD5rXYfKU




12 Haziran 2026 21 şiiri var.
Beğenenler (1)
Yorumlar (1)
  • 36 dk. önce

    Ölülerimizi “sık kullanılanlara” ekliyoruz.

    ölülerimize ölülerimiz ekliyoruz. şans eseri yazmıyorsa adımız bir sayaçta birhan, ben bunu hep “antisayaç” olarak okudum yani sayılamayan, sayılmasın hiç aman sahi biz kaç darbeden sonra ölülerimiz oluyoruz.

    erkek ve kadın, iki farklı hayvan. ve kuraldır öldürür hayvanlar âleminde güçlü olan. mesele bu değil, mesele başka. niye sevsin pembe tülleri kırmızı pancurları ve niye aynı evde yaşasın bir fille mesela aha kırılacak bir vazo birazdan.

    bir yatırımcı değiliz, tamam öncesinde büyük hesaplar, planlar, bütçeler filan ama sevmek diye bir şey var, geçelim dersen o da var bize çizilmiş kalın çizgiler, gerilmiş ipler var alnımızı kıllı elleriyle karalayanlar yetmedi komple silenler çaresizlik var birhan bak: türkiye’nin güneyinden üzücü haberler geliyor türkiye’nin kuzeyinden üzücü haberler geliyor türküye'nin doğusundan üzücü haberler geliyor türkiye’nin batısından üzücü haberler geliyor türkiye giderek üzücü bir habere dönüyor…

    sevmek dedin ya, aklıma oscar wilde’ın bir dizesi geldi bak! “çünkü herkes öldürür sevdiğini” diye ama öldüreceksek sevdiğimizi oscar sevmek niye? ama bundan da önce aslı, bundan da çok önce başka bir şey var, boynumuzda asılı olan. koy kadını bir tarafa, koy kadını bir tarafa koy kadını bir tarafa, var. âdem var ve onun kaburgası filan. sayaca gelirsek sayalım bir de bu yandan: türkiye’nin güneyinde bir adam yere çömeliyor. türkiye’nin kuzeyinde bir adam yere çömeliyor. türkiye’nin doğusunda bir adam yere çömeliyor. türkiye’nin batısında bir adam yere çömeliyor. türkiye giderek çömelen adamlara benziyor.

    onların dikliği bizim yataylığımız pornografik bir görüntü verebilir. değil! çömelmek yani pişmanlık yasası, kendimde değildim içmiştim safsatası çömelmek: törelerimiz böyleydi ben istemezdim filan çömelmek: bana karılık yapsaydı çömelmek: telefonla konuşmasaydı çömelmek: boşanmasaydı onlar koca, onlar baba, onlar sevgili onlar devlet. eşitlik istediğimizi sananlar yanılıyor kim eşitlenmek ister hırsızlar ve katillerle birhan!

    sana bir şey diyeyim mi aslı? cinsine koduğum derdi benim dedem kendi cinsine. yani cinsiyete bölünmeden önce öyle kalsaymışız ototroflar gibi filan. koyuyor insana tabii. bazılarını “insan” hanesinde sayarken belki de şöyle bir şey: bir düştü insan bir zaman hurafesiyle yaşıyoruz ondan arta kalan.

    kadınların kaburgadan yapıldığına kadınları bile inandıran neydi birhan? asıl mesele diyorsan buraya dönelim, şimdiye söyle artık başımıza bu işleri açan yine erkekler değil miydi? dönelim van’da bir kadına, dönelim mardin’de, dönelim izmir’de dönelim birhan bak geç oluyor hava kararıyor evimize dönelim bize bunları söyleten neydi, gülerken ağız kapatmayı, ağlarken saklanmayı her lafa karışmamayı, yazmamayı birhan, çizmemeyi bize dayatan kimlerdi giydiğimiz etek boyuna, doğuracağımız çocuğa karar verenler kim kadınlar ilk sevişmesinde neden babasının yüzünü gördü küçücük kızlar dedesi yaşındaki adamlarla neden neden genelevler var neden hep bir kadın otobanda ütü reklamında bir kadın çıplak otomobil fuarında bir kadın öyle arabalar üstünde, neden doğum günlerimizde bize mutfak robotu hediye edenler kimlerdi şakağımıza silahı dayayanlar kimler, kimlerdi birhan?

    televizyonu açtım güzel bir kış sabahı güneş öyle tepede sanki her şey aklanmış basbayağı tepede bir adam karısını eve kilitleyip sigara söndürmüş bir kadın birhan bak doktorlar söylemiş, bebekle yalnız bırakmayın demiş haklısın neden sevsinler pembe tülleri, iki ayrı tür neden illa bir tamamlanmamış bir evrimin projeleriyiz belki de

    zıvanalı geçme tekniği nedir aslı bilir misin? bak öğren bunu. çünkü bu şiir birbirine geçmiyor. acıyor, soğuyor, acıyor, soğuyor, acıyor, soğuyor. bitişmiyor. birinin acısı öbürüne geçmiyor. bütün kadınlara bundan böyle başka türlü “ateşli” olmayı “şiddetle” öneriyorum aslı çıkıp iki oda bir salondan ateşli silahlar elimizde, uma’nın kılıcı belimizde, savunma ve dövüş sanatlarında ustalıklı. anitsayac’ta bu kadar kadın ismi yeter, yeter artık, yeter çıkalım zıvanadan.

    Birhan Keskin Aslı Serin

    Eyvallah Güney .