Yaftasız Ve Kefensizdir Bıraktığın Ölümler
/Yüreğimin üstünden geçiyor paletler
Kanlı bir pazarı hatırlatırcasına.../
Talana uğrayan hatıralarımı toparlayamıyorum
Kırık dökük gecelerin ziftinde,
Lüks lambası isinde
Kanıma işleyen soğuğun yarenliğiyle
Elime tutuşturulan karneden
Payıma düşecek sevda için sırada bekliyorum.
Ruhuma hitap eden her şey karaborsa...
Parka sıcaklığına sakladığım düşlerimden
Teslimiyetsiz ölümlere kucak açıyorum.
Sıktığım dişlerimin arasından
Fısıltıyla da olsa dökül(m)üyor ahlar,
Pişmanlıklar
Yoksulluklar
Ve yalnızlıklar barındıran çığlıklarla
Temyizsiz kararlarla
İdama dönen intiharlara aldırmadan.
Elimin tersiyle de silsem arta kalan şefkatini
Nihayetinde tekilse gece cinnetleri
Adı ne konulursa konulsun bu terk edişlerin
Ve kimden pay biçilirse biçilsin ihanetler
Adın kadar acı vermiyor...
Soluksuzlun verdiği azaba benzerdi gözlerinin yokluğu
Taş olurdu bedenim
Bilinmeyen lanetler gibi,
Yakama yapışan vefasızlığın gibi,
vedasızlığın gibi...
Bilmesen de olur;
Yaftasız ve kefensiz gidiyorum
Arkanda bıraktığın ölümlere...
Bir adam boyu kurulan darağacında
Üst üste binen gerçeklere değiyor ayaklarım,
Can veremiyorum...
Ölümüm bile fiyasko.
Boynum kırılacakmış çok mu?
Umutlarım un ufak olduktan sonra.
Akbaba suretinde bekleyen odalık sevdalara
Ve
Üstümü örtmeyen mezarlara da ahdım olsun;
Götürüp çürüyen düşlerimi
Kendi bedenimden yarattığım mezara gömeceğim...
Mayıs'2009 Aydın...