Yağmurcu
kaç yalnızlık asılabilir, kaç yalnızlık, kaç insan kisvesi
kapıların ardında duran ve asla yaşamanın içerisine
dahil olmayan ciddi, dik duruşlu vestiyerlere
(ki onlardır hep içerisi ile dışarısı sınırında yaşayan
yani onlardır ki deliliğin büyük senfonisini duyan)
yağmurun ilk cinnetini geçirdiği yer
ölü balıklar, hüzünlü, ölü gözleri
neden sabitsiniz
bir suçlu misali neden bakışlarınız
göğe dönük
sırtınız denize
sanki tüm üzerinize yağan kuraklığın
sorumlusu deniz
sanki gırtlağının boydan boya
maviye kesmesine rağmen
tüm umutlarınızı bir kaşık suda boğan
gücendiğiniz deniz
yağmurun ilk cinayetini işlediği mekan
mezarlık ağaçları, sessiz, yorgun dalları
bu taşıdığınız ürkü, çekince
bu çaresiz çıtırtılarınız
yansıyan bir kutsama, yeşile çalan ay ışığı
yaşayanlar tedirginliği oyuyor içinizi
yaşadığına inananlar ile
öldüğüne inanmayanların büyük valsi
yoksa;
yere bulutlarla çizilen
faili meçhul kuş ölüsünün sizinle ilgisi yok
yağmurun ilk intiharını büyüttüğü an
ötenazi şiirleri, soğuk, ruhsuz kafiyeleri
bir kesme işaretinin
hayatı kesmekten bunalıma girip
ölüm hakkını çeşitli imla işaretleriyle
imla kılavuzundan talebi
-yasal-
işbu şiirlerin gece yarısını takiben
kendini takiben
felaketini takiben
okunması tavsiye edilir
sunu
ölü balıklar, mezarlık ağaçlarına asılı
gözleri ve dalları yalnızlığımıza çakılı
yazık ki
bir ceviz ağacı değiliz
vestiyer edilecek