Yasemin
ağlamaya başladı saçlarına dolanan İzmir
gözlerinden hiç gitmeyen bir ayrılık eşliğinde
ellerimizde kan kırmızısı menekşeler vardı
her gece mahallenin en kuytu köşesinde ağlardı yıldızlar
solgun gözlerimize kar yağardı
suskunluğa feryat ederdi bulut yüzlü kaldırımlar
sağanak olurdu bakışlarımızdaki yağmur
avuçlarımıza dolar kalırdı
saçlarımıza fütursuzca düğümlenirken peronlar
çıkmaz liman boylarında çığlıklar yankılanırdı
dört yanım karanlık ay
zulamda eylül adında bir kız çocuğu
aynı dalgada kıyıya savrulan kar taneleriydik seninle
yangınların orta yerine düşen mavi denizler olurdu
dudaklarımızın sökük kenarında kanar dururdu firarlar
her saat nefesinle savrulurken akrep ile yelkovan
toz ve duman
buz tutan dehlizlerimizin asi vurgunlarıydı bu fırtınalar
serçeler karanlıkta uçmazdı
mevsimler teğet geçerken gözlerimize
İstanbul rüzgarına imkansız gözyaşları ekerdik
duvarlar üzerine dar ağacı suladığımız günlerde
göç sürgünü ayazlarda can bulurdu dileklerimiz
derin izler bırakarak yaralarımızın en çok acıyan yerine
kırılgan bir kurşun ağırlığında solgun gelincikler serperdik
sokağımızın haritasını uzak şehirlerde kaybetmiştik
suretimde öykünen gül düşümleridir
ömrümün toprağına damlarken son cemre
bileti kesilmiş kimsesiz bir gölgeye emanettir kimliğim
kül rengine bürünmüş iklimler örselerken kirpiklerimizi
hiçbir kör uçurum intiharına boyun eğmemiştik
zaman yasemin deltalarına yüz sürdüğü vakit
biz ömrümüzden çoktan vazgeçmiştik