Yürüyüş

Soğuğuysa ocak ayının

Bastırmaya çalıştığı

Kışa yüktür

Yüreğimin ateşi

Ellerim, kollarım sarmışsa bedenimi

Sımsıkı kucaklamışsam

Zaptetmek için yoksunluğu

Zemheri sebep değil

Neylesin

Bekletme... 


Kış senfonisi muştulandı kulaklara

Hevesli sevgililer duyuyor musunuz

Zerzevat pahası el yakıyor

Hapis dilim dergahında

Notaları sevmekte sessizce

Çığırmaya hevesli nefesim

Geçilemez duvarlara çarpmış

Doğmamış yirmiliklerim oysa

Ömrümün kırkıncı yılında

Dudak tiryakisi dişlerim

Mahpus etmişler Dostum'u

Gardiyan gülümsemesi

Lütuftan sayılmış

Elde izi sıcak ekmek

Cepte ödünç emeğim

Eksilmez kuyruğu

İhtiyaç sahibi düşlerin

Görünmez hoşgörülüğün kokusu

Kitap arasında denk gelinen

Paragrafa adanmış çiçekte

Bilen gelsin, işte meydan !

Askıda duygular var

Duyan gelsin , işte meydan !

Kapı bakınmadan , makam aranmadan

Günün göğsünde geceleyin

Huzura kavuşma sırası bu uzayan... 


Bir varmış bir yokmuş hikayem

Başına örülsün elbet dileyenin

Yün kazak, kıl çorap

Hadi ısıt beni

Yarimden önce

Eksilmez kozmosun aydınlığı

Yıldızı düşmüş diye

Pastoral bir dileniş Beyoğlu'nda

Avucuma üflediğim

Karanfil kokulu nefesim

Sahibine bakınır ellerimde ...


Dörtnala nizami yürüyüşler içtimai

Havada iz bırakan nefes

Takibi kolay bir kahkaha

Sahipsiz hüzün, uzak durulan

Mesafeli iyelikliğim

Yetişme telaşına sahip yüz

Ağaçsız cadde boyunun

Dökülemez yaprakları

Ne büyük ceza yarabbim!

İnsana ait değil sadece çaresizlik

Bir sokak ki,

Geçmek istenilmeyen

Piyango değil çekilen,

Seçmece pazarda sanki

Çürük çarık, ayrılmak istenmeyen

Omuz üstünde kargaşa

Kelle başına diri tutulan

Disipline edilmiş bedenler

Şüpheyle yaklaşımlar

Yaklaş!

Kimliğim, bahset kendinden

Sabıkasızlığım yüceltsin beni

Adımlarımı hızlandıran

Heyyt be!

En temiz masumiyet karinem

Günahkarmış,

Yan baktı diye bir güzele

Öperim gözlerimden

Dik dur özgüvenim

Çarpıksız düşüncem

Annem tembihledi

Saksıdaki çiçek su ister

Yetiş bacaklarım

Leylak kokulu itaatsizliğim

Yol gözler beni

Bırak da gideyim

Mecburi mesul şahıs

Vakit çağırır

Düzen yerli yerindeyken

Varayım eşiğine dünyanın

Sofrada yerim beni bekler

Kim ermiş göreyim

Sırrına mihman olayım

Turnadan umutlar uçuranı bileyim

Kaç pabuç eskittim ben

Yeryüzünden geçerken

Söküğü iğnelenen

Kendim tek, onlar çiftken

Kaç köşe dönüldü sayılmadık,

Düz gidildiğinde istenilen yere varılan

Kaç kucaklaşma biriktirildi

Zamanında kavuşulamayan kaç insan

Kim bilir ...


Bel üstünde bebem

Sırtımda kambur bazen gözlere

Her yıl aynı buğday hasadında 

Olgunlaşan kadın

Kavur beni güneşim

Tek sahip olduğun renk ile

Boya beni kavurga rengine 

Bebem süt ister!

Göğüslerin filizlensin ışığın aşkına

Doğ her gün yaratılışına

Gerçeğe hü !

Doğ insana Mihri

Doyur beni 

Bebem süt ister !

Tez elden gelse ya bahar

Çocuk gülüşleri ektim bıldır

Can suyunu ister 

Başındayım hâlâ yağacak yağmurun

Gözleri sürmeli Fidanım

Gülüm leyli leyli

Havalandır semahında ellerini

Ağaç olabilmek yeryüzünde sen gibi

Sallasın bir melek eteklerindeki çiyi

Yeşerecek düşler var yüzlerde

Çal merhemini

Yarası kapansın toprağın

Üstüne alındığı

Suçüstü çocukluğum

Serbest kalsın ...


Vefalı nohut yolum gözlemiş

Tepinmeye yer ararken sırtımda

Yiğitlik çuvala sığmaz

Bir güzel seyre dalınca

Üçkayanın eteğinden aşağıya

Terimle yapışkan

Sahte saman sarılması

Anadut hoyratça saplanıyor

Yaşamın sarısına 

Doymuyor sömürü emeğe

Hoyrat, sert ellerde

Buharlaşan gözyaşı

Tuzunu bırakıyor

Kokuşmuş bir geleneğe

Doluyor rublağ rublağ

Çobanoğlu Ahmet'in ambarı ...


Taze toprak kokusu

Yerini aramakta geçmişinde

Bir solucanın evi henüz dağıtılmış

Tevekler altındaki salkım

Dokunulsun ister tanelerine

Ellerime şiresi

Kokulu üzümün karası yüzlere

Çıplak ayaklar tırmanır göğe kirli

Üzüm ayağa baka baka kararır

Dedemin bağında savaş

Bir sabah ertesi başlatılır !

Ellerinde karası kalır

Bir salkım üzülmenin

Armut ağacı bu tanıdım

Yalnızlıktan yakınan cevizle

Annem kucaklar gülüşlerimden 

Çatlamış elleri ile 

Dedemin bağında savaş

Bir sabah ertesi başlatılır !


Pera kalabalığı

Şarap yanında esir peynir

Damakta saklı övüncüm

Bir bitki sarılmış

Soğuk vücuduna binanın

Tarihe tanıklığa parmak kaldırmış

Onunla bükülmüş

Sarmışım sımsıkı

Göğe ulaşmak hevesi sarmış içimi

Gece konuşup, gün susmuş

Dinlemişim kulak kesilip

İzlemişim gönlümce

Bardağımda buharı ile

Çayımı yudumlamışım

Sarılmış sarmaşık gülüm

Sevmişim gibi,

Kim bilir ... 

11 Ocak 2026 10 şiiri var.
Yorumlar (1)