Zamanın Çarkında
"Zaman, kendi çarkında öğütür en sert taşı..."
Eski bir dükkânın loş ışığında,
Bir saat ustasının nasırlı ellerinde atan zaman...
Pirinç çarkların, paslı zembereklerin ritmi;
Geri sarılamayan bir ömrün sızısı bu,
Teker teker duran zamanın yorgunluğu...
Bir ahşap muhafazanın içinde hapsolmuş asırlar,
Saniye kolları keskin bir bıçak gibi biler karanlığı.
Benim gönlümde bir vuslat telâşı;
Dün kadar uzak,
Bugün kadar yorgun,
Bir/az da yarının belirsizliğine tutsak...
Ah! Ben bu zamanın hızını kime şikâyet edeyim?
Saniyeleri sayan ama ömrü unutan bir dünyada,
Çarkların arasında sıkışmış bir garibim.
Her tik-tak bir eksilme iken takvimden,
Koyun beni zamansızlığın o ıssız durağına,
Kuytu ve sessiz bir an’a,
Zaman/sız öleyim...
Kaç kere kurduk bu ömrü baştan, bilir misiniz?
Kaç kere ayar tuttursak da akreple yelkene,
Kaç kere geride kaldık?
Anladım ki şimdi ben,
Kendi zamanımın çok dışındayım...
Şimdi bir/az da
Zamanı tüketip kendini baki sanan sahte kalabalıklar düşünsün,
Kurulan tüm saatler sussun,
Akrebin gölgesinde kaybolan o ruhsuz çağ utansın