Kaç Karat

Bu ihaleyi alamamam bozuk olan ekonomik durumumu daha da zor bir hale sokacağının göstergesiydi. Üzerine yurt dışındaki firma da temsilcilik anlaşmamı yenilememişti. Bir B planı yapıp yeni girişimlerde bulunup bütçemi yeni baştan revize etmem gerekiyordu.


İki yıldır beraber olduğum Eylül'ün doğum günü yaklaşıyordu. Hediye olayını nasıl atlatacağımı düşünüp duruyordum. Eylül, bir çiçekle atlatılacak bir kadın değildi. Basit hediyeler de Eylül'e göre değildi. Şu ihaleyi almış olsaydım ona güzel bir pırlanta bileklik alabilirdim. Bir kaç gün sonra Eylül'ün doğum gününde elimde çiçeklerle kapısını çaldım. Elimde çiçekleri görünce güler yüzle beni karşıladı ve dudaklarıma masum olmayan bir öpücük kondurdu. Yemekte baş başa olalım kimse bizi rahatsız etmesin evde yiyelim diyerek yemek olayını atlatmıştım. Eylül çiçekleri suya koyarken, ben söyleyeceğim pırlanta yalanının kaç karatlık olacağını düşünüyordum. Eylül elinde çiçeklerle neşeli bir halde içeriye gelirken, ''Beni bu çiçeklerle kandırmayı düşünmüyorsun herhalde, hediyemi görmek için sabırsızlanıyorum.''

''Zen Diamonddan pırlanta bileklik siparişi verdim doğum gününe yetişmedi hayatım.''
''Gerçekten mi? İrfan sen bir tanesin seni seviyorum hayatım.''
''Ne yani beni bilmem kaç karatlık pırlanta için mi seviyorsun?''
''Bırak şimdi alıngan numaralarını seni ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun.''
''Unuttum belki, yemek öncesi yatak odasında hatırlatmak ister misin?''
''Sululuk yapma İrfan, kaç karatmış hayatım?''
''Hayatımın mücevheri için elinizdeki en özel parçayı istiyorum dedim, narin bileğine ağır gelmesin diye karatını düşük tutmuş olabilirler.''

Eylülün soruları beni yalan batağına biraz daha gömüyordu. Yemeğin tüm ayrıntılarıyla Eylül ilgilenmişti. Güzel bir sofrada bulunması gereken her türlü ayrıntıyı atlamayan sevgilim Pamukkale Anfora şarabıyla beni bir yükten daha kurtarmıştı. Ona hediye alamamanın ezikliğini yaşıyordum. Bir zaman oyaladıktan sonra doğum günü kaosunu unutup atlatırdım.

''Ne zaman yapılacakmış peki?''
''Yurt dışından sipariş verdim önümüzdeki aya yetiştireceklerini söylediler hayatım.''
''Bileğimde görmek için sabırsızlanıyorum.''
''Şarap harika görünüyor ben de tadına bakmak için sabırsızlanıyorum, her şey mükemmel görünüyor tatlım eline sağlık.''

Güzel ve mutlu günlerimiz için kadeh kaldırıp içerken zihnimde önümüzdeki ay için bütçe ve karat planları yapıyordum. Bir ayda 30 gün, bir haftalık giderim 1.000 TL bir ayda dört hafta var. Bir karat 200 miligram. Bir bileklik 4 karat, 4 karat 16.000 TL. Poffff bir ay içinde yeni bir yalan bulmak paha biçilemez.
Eylül'ün kışkırtıcı bakışları beni aylık kalkınma planlarımdan koparıp bir şehvet dalgasına bırakıvermişti. Sevdiğim kadının kollarında mutluluk sarhoşluğuna bıraktım kendimi.
Bir ay dediğin nedir göz açıp kapayana kadar geçmiş Eylül bilekliğini sormaya başlamıştı. Arkadaşım Hayri'yi aradım.
Kıvrak zekâsıyla zor günlerde aranılacak adam, o bir kurtarıcı, o gönüllü bir akut üyesi, o kumsallarımın güneşi.
''Oğlum Hayri acil durum, bir iki gün içinde ya birkaç karatlık bileklik ya da yeni bir yalan bulmam lazım. Eylül'e doğum günü için Zen Diamond'dan bileklik siparişi verdiğimi söyledim.''
''Yalan kaç karatlık olsun İrfan'cım.''
''Bırak şimdi dalgayı, alternatifleri söyle pırlanta olayına girebilir miyiz?''
''Abicim imitasyon yapalım diyeceğim de ne ..ok yemeye marka söyledin ki.''
''İmitasyon mu? Ben Zen Diamond kutusu bulayım, sen bilekliği hallet.''
''Bileklik nasıl bir şey olacak onu söyle bari.''
''Bol pırlantalı bileğe takılır bir şey olsun işte hallet sen.''
Üç gün sonra ben elimde kutu, Hayri, bileklikle buluştuk. Evet siyah kadifenin üzerinde çok gerçekçi duruyordu. Eylül hayatta anlamazdı, zaten o anlayana kadar iş işten geçmiş olacaktı. Eylül'e bilekliği kraliyet tacı takar gibi taktım. Bu zıkkımın sahtesi bile bütçemi hafifçe sallamaya yetmişti. Şimdi tek ihtiyacım olan Eylül'ün dalgın bir anıydı. Onu sarhoş edip ... Birlikte eğlenmek için bara gittik, içirdikçe içirdim Eylül'e. Eve geldiğimizde yarı baygındı neredeyse. Yatağa yatırıp üzerini çıkardım, hiç kolundan çıkarmadığı kendi tahminice 20.000,00 TL değerinde olan bilekliği çıkardım. Tuvalet kağıdına sarıp klozetin içine attım ve defalarca sifonu çekerek iyice kanalizasyona karışmasını sağladım. Yatağa uzandığımda uzun zamandır hissetmediğim bir huzurla uykuya daldım.
''İrfannnnnn!''
''Bismillah, noluyo be?''
''Bilekliğim yok gördün mü nerede?''
''Ne demek nerede, sana bütçemde koca bir delik açıp saf pırlanta bileklik alıyorum, koluna takıyorum, sen bana nerede olduğunu mu soruyorsun? Bu ne sorumsuzluk.''
''Ama İrfan.''
''Ne ama İrfan ne, hani nerde bileklik?''
''Bilmiyorum.''
''O kaç karattı biliyor musun sen kadın?''
''İrfann.''
''İrfan, İrfan, yok sana bir daha pırlanta falan, imitasyon tak daha iyi nede olsa değerini bilmiyorsun.''
''Affet aşkım.''

Evet, Eylül'ü kandırmıştım ama param kalmadı, iflas ediyorum diyerek beni böcek yerine koymasından kurtulmuştum. Yaşasın imitasyon, yaşasın üstün zekâm.

07 Ocak 2013 5-6 dakika 37 öyküsü var.
Beğenenler (4)

Henüz beğenen olmamış :(

Yorumlar (6)