Alamancı-5
Mustafa ile cevher heyecanla kapıyı çaldılar. Kapıyı ablası gönül açtı, abisiyle cevheri görünce, ?anne mustafa abim geldi' diye çığlık attı. Annesi, mustafanın gelidiğini duyunca, sevinçle koşarak geldi. Biricik mustafalarına hep beraber sarıldılar ve onu doyasıya kokladılar özlem giderdiler.
Hep beraber içeri girerek salona geçtiler. O akşam cevherlerin evinde abisinin gelmesi nedeniyle neşeli bir hava vardı. Herkes çok keyifli ve mutluydu. Yemeklerini yediler, annelerinin demlenmeye bıraktığı çaylarını beklerken, annesiyle ablası köyde olup bitenlerden, abisi ise Erzurum'dan bahsediyordu. Söz Erzurumdan açılınca, herkes, merakla absinin ağzından çıkacak kelimelere kulak kesiliyordu. Çünkü abisinin anlattığı şeyler onlara çok ilginç geliyordu. Mustafa, Erzurum'daki hayattan , kaldığı yurtta ve okuduğu okulda günlerinin nasıl geçtiğinden, arkadaşlarından ve başından geçen ilginç olaylardan bahsediyordu. Cevher ise hiç konuşmadan adeta nefes almaksızın onu dinliyordu.
Nihayet çaylar geldi ve çay servisi yapılmaya başlandı. Hem çaylarını yudumluyorlar, hem de sohbetlerine devam ediyorlardı. Bu şekilde uzun uzun sohbet ettiler. Koyu sohbetlerinden dolayı zamanın nasıl geçtiğinin, vaktin hayli ilerlediğinin farkına varamamışlardı. Derken bir ara annesinin gözü duvardaki saate ilişti ve yatma vakitinin bir hayli geçtiğini gördü. ?Haydi bakalım çocuklar vakit çok geç olmuş, sohbet etmek için önümüzde daha uzun zaman var' diyerek yatakları hazırlamaya koyuldu.
Cevher, ? ben abimle yatmak istiyorum' diye mızmızlanmaya başlamıştı bile ve onu kırmaya kimsenin gönlü razı olmamıştı. Herkes yatağına girmiş ve ışıkları söndürmüşlerdi. Ancak cevherin muzipliği yine üzerindeydi, abisinin burnunu tutup uzatmaya çalışıyor, sonra da burnunu bırakıp kulaklarına yapışıyordu. Cevher ile baş etmek hiç de kolay değildi. Abisi ile her zaman böyle didişirlerdi ve onların bu neşeli hali ablasıyla annesinin de hoşuna giderdi.
Ancak bugün Mustafa çok yorgundu ve hiç de cevherle uğraşacak durumda değildi. Bunun için cevheri bir şekilde uyumaya razı etmek zorunda olduğunu anladı. ?Bak cevher şimdi çok yorgunum, eğer uyuyup beni rahat bırakırsan, yarın seni köyün kalesine çıkarırım' dedi. Köyün kalesine çıkmak, cevher için muhteşem bir duyguydu. Çünkü o yüksekliğe çıkınca, sanki başı bulutlara değiyor ve dünya ayaklarının altında kalıyordu. Onun için abisinin teklifine direnemedi ve hemen kabul etti. Artık çok mutluydu, çünkü hem abisi gelmişti hem de yarın köyün kalesine çıkacaklardı. Bu duygularla abisine sarılıp gözlerini yumdu... Yarının biran önce gelmesi için sabırsızlanıyor ve o küçücük kalbi sevinçle çarpıyordu.
-devamı var-