Topluluktan yeni düşünce yazıları
Gazeteciler...
“ İnsanoğlu bitmek tükenmek bilmeyen bir hırs ve telâş içinde koşarken, bastığı toprağın ve soluduğu nefesin farkına varamaz hale gelmiştir. Oysa hakiki akıl; nerede olduğunu, nereden gelip nereye gittiğini idrak edip durması gereken yeri bilmektir.”
18 yaşında yetimliğin ve karşılıksız bir hayalin gölgesinde hakikati arayan bir delikanlıya; 37 yaşından, nasip olmuş mutlu bir yuvanın ve geçmişe duyulan minnetin pencereli cevabıdır.
Eve dönmek özüne dönmek. Eve dönmek kendine dönmek. Eve dönmek yüreğine dönmek. Eve dönmek sezgilerine dönmek. Eve dönmek sevgiye dönmek.
''İnsan, durduğu yerin kendisi olmadığını anladığı gün özgürleşir.''
Pazar tezgahının kütle çekimser alanına giren özne, önce cüzdanındaki banknotların olmaması dalga dalga alamama fonksiyonunu çökerterek potansiyel varlığı nakdin olmaması somutluğa dönüştürür.
Bazı mekânların ruhu vardır.
Her insanın içinde kimsenin bilmediği bir hikâye, dilinde saklı bir dua vardır. En güzel şahidimiz, bizi yaratan Rabbimizdir.
Zaman Zaman..
İnsan kendisine ne zaman yabancı olur, bilmiyorum.
Karasal UHF TV Frekansları Neden 4.5G ve 5G’ye Devredildi
Ümit Yaşar Oğuzcan
Son ordinaryüs
Su, önce bir sızıntı gibi geldi. Sonra bir çığlık...
Düşünceyi görsel ve video eşliğinde keşfet
*Oslo’da eylülün son günü. Bisikletimle Vigeland Parkı’nın o heybetli dövme demir kapısının önündeyim. İkindi güneşi henüz şehri terk etmemiş. Direncinden taviz vermeden yaprakların arasından süzülüp yoluma kırık altuni çizgiler düşürüyor.*
*Kapının ardında bir dinginlik bekliyor beni. Ne göreceğimi biliyorum ama bilmek taşın ağırlığını göğüslemeye yetmiyormuş. Bunu beş ay önce İstanbul’da, ağaçların yeni yeni yeşermeye başladığı bir nisan ortasında öğrendim. Şimdiyse kızılın, sarının, toprağın ve granitin iç içe geçtiği bambaşka bir âlemdeyim. Bir açık hava müzesinin içinde kendiliğinden yavaşlıyor adımlarım. “Acele etme, burası da aceleyle gezilecek bir yer değil,” dercesine.*
21 Ekim 1860 tarihinde ilk özel siyasi gazete olan Tercümanı Ahval’in yayın hayatına başlaması dolayısıyla, 21 Ekim Dünya '' GAZETECİLER '' günü olarak kutlanmaya başlanmıştır
Türk Tarihinde İlk Gazeteciler
Günaydın hanımefendiler, beyefendiler, genç kızlar, delikanlılar, günaydın! Gününüz aydın, sağlığınız daim olsun! Yazımın başlığını okuyunca, günaydın da nereden çıktı diyenleri,” bayram değil, seyran değil ,” ile başlayan deyimi hatırlayıp kullananları, hem işitiyor hem de ne diyeceğimi merakla bekleyenleri YAKINDAN izliyorum.
Günaydın, nereden çıktı?
Ailemin tek rastafarisi benim…..
Bir münzevinin yeryüzüne, özgürlüğe ve insan denilen o tuhaf mahlûkata dair gecikmiş itirafları…
Ben o eve nasıl gideceğim, dedim ve bir taşın daha ağıdını yutup anneme kendi ellerimle uzattım. Ev aynı ev. Sıvası, harcı ve içindekileri ama acısı ve yarası hãlã kanıyor. Asla ve kat’a ve zinhar! İyileşme olasılığı bulunmayan, onmaz şeyler var içinde. "Ev karadır" dedi Füruğ. Dedim, bizim ev yaradır. Acılarına ve günahlarına taş binayı da ortak etmek böyle bir şey olmalı. Biraz balçık ve katran. Biraz kabuk ve yara. Bu ev, bu mahalle, bu beton binalar sanki yuttuğum taşları kalbime kusuyor. Demek sizde de acı var madam! Ben böyle günlerin sabahı olmaz sanırdım. Biz sonra kaç sabah daha uyandık, bir gecenin öfke doğuran karnından. Sanki dün ölmüşüm gibi herkes ağlamaya başladı, herkes bağırıp çağırmaya ve Kabil’in taşını birbirine fırlatmaya. Oysa insan ölünce önce öksüz kalır, sonra yetim, sonra da yarım. Şimdi beni seviyormuşsunuz gibi ilgi gösterebilirsiniz, yeni doğmuşum gibi başka bir acıdan. Saçlarımdan şefkãtle sevgisiz ellerinizi geçirip, başımı okşayabilirsiniz yapmacıktan.
Çünkü evler de; içinde oturanlar gibi bir süre sonra solup ölmeye başlıyor. O ev benim için artık bir mezar, içine girersem çıkamam!
Yazı başlığındaki “ Allah Var mı?” sorusunu görünce, kaşlarınızın çatıldığını, gözlerinizin öfkeden kızardığını görebiliyorum.
Haklı olarak bu nasıl soru, dediğinizi de duyuyorum. Zaten benim amacım da biraz nasırınıza basmak, sorgulama ve düşünme yeteneğinizi kamçılamak.
Yeni bir deneme paylaş; bakış açını edebiyat topluluğuyla buluştur.
Denemeler sayfasını tanıtan kısa rehber
Deneme, yazarın bir konuya kişisel, özgür ve araştırıcı bir bakışla yaklaştığı edebî türdür. Edebiyatla'da farklı düşünce dünyalarından denemeleri keşfedebilirsin.
Edebiyat, sanat, toplum, yaşam ve kültür üzerine yayımlanan denemeler güncel akışlar ve kategorilerle düzenlenir.
Kendi düşüncelerini deneme biçiminde paylaşabilir, takip ettiğin yazarların yeni yazılarını okuyabilir ve yeni bakış açılarıyla karşılaşabilirsin.
Evet. Giriş yaptıktan sonra deneme oluşturma sayfasında başlık, açıklama ve metnini ekleyerek yayımlayabilirsin.
Edebiyat, sanat, kültür, toplum ve kişisel deneyimler dâhil olmak üzere özgün bir bakış geliştirdiğin farklı konularda yazabilirsin.
Evet. Denemene bir kapak görseli ya da desteklenen bir video bağlantısı ekleyebilirsin.