Aşk
Aşka inanmıyorum, aşık olabileceğimi de sanmıyorumlarla başlar ya bu maraz. Aşk sana uzaktır, tanımsızdır. Kendine güvenin vardır. Karşı cins senin için bir tarla kuşu sense dağların zirvesine yuva yapmış bir kartalsındır. Sonra bir gün... hiç beklemediğin bir anda... 'O' çıkar karşına, o da diğerleri gibi biridir işte senin için ilk başlarda. Aslında kötü biri değildir, diğerlerine de pek benzemiyordur, iyi zaman geçiriyorsundur onunla bir süre sonra. Ve sonra... Büyü başlamıştır, sarmıştır bütün bedenini ve ruhunu. Hala ayaktasındır ama yumruk yemiş bir boksör gibisindir, sendelemişsindir. Üç-beş nöbetleri başlamıştır senin için. Gece, düşmanın olmuştur seni ondan ayırdığı için. Gündüze de dargınsındır yerine geceye bıraktığından. Öylesine dinlediğin şarkılar daha bir anlamlıdır, sana aşkı fısıldadığı için. Senin hikayeni anlatıyorlardır artık. Sen pervanesindir o da mum... Uzaklaşıp kurtulmaya çalıştıkça seni kendine çekiyor, kendini cazibesine bırakıp yaklaştıkça canını yakıyor, içini acıtıyordur. Tadılmamış bir lezzettir damağında. Çok tatlıdır, bir o kadar da acı... Sonu bellidir aslında bu masalın daha en başından, sadece duymak, kabullenmek istemiyorsundur. Ve nihayet o gün gelir...Bitecektir illa ki, bitmelidir...Kanununda öyle yazıyordur çünkü. Ve biter... Kanın donmuştur sanki. Boşluktasındır. Söz söyleyecek gücün yoktur. Tarla kuşuyla rol değiştirmiştir kartal. 'Aşk', yerini 'eşk' e bırakmıştır. Dünyalık değildir, hesabı mahşere kalmıştır artık. Ya da sen öyle inanmak istiyorsundur, kapanmıştır hesap bir daha açılmamak üzere. Başlayan her şey bir gün bitmeye mahkumdur. Aşk denilen şey olağan şeylere olağanüstülükler yüklemekmiş meğer...