Avuntu, çaresizlik
Hayat çerçevesi içine, hangi resmi sığdırdığımız veya hangi hayalimizi işleyeceğimiz, bazen ateş olur bizi yakar, bazen gülümseme olur sevinç nehrine akar.
Zaman içinde yolculuktur, bizde kalan o’nlu anılar. O’nlu her hatıra, bizim için hayata tutunma sebebidir, o bizi artık görmese, bilmese, duymasa, okumasa, yaşamasa, tenezzül edip dönüp bakmasa bile.
Belki; o’nu bizden uzaklaştıran, ya bizim hatalarımızdır, ya da o’nun hata olarak gördüğü, kendi doğrularıdır.
Bizim küçük, ayrıksı, o’na dair dünyamız, bize dönük, o’nda sönüktür. Bizim o’nunla bütünleşen, sadece ‘ biz’ olan hayal alemimiz varken, o bambaşka, real dünyanın içinde, geniş ama bizden arınmış yaşamın içine dahil olmuştur.
Yazıp, çizdiklerimiz o’nu etkilemeyeceğini, değer, karşılık bulmayacağını bildiğimiz halde, umut diyip, çare deyip, O’nun geniş, bambaşka dünyasına karşılık, kendi küçük dünyamıza avuntu deyip yazarız..
Oysa O artık, kendine yeni başlangıçtır, bize bitiştir…