Aziz Ülkemde Herkese Muhakkak Bir Zede'lik Düş'üyor
Dieser Beitrag wurde am 31.08.2014 als Auswahl des Tages hervorgehoben.
_Oğlum, araba alacağına önce ev al. Arabanın altından yel geçer, dediğinde kayın pederim daha evliliğimizin başında olduğumuz için, o sözün derin anlamını ne ben anlamıştım o günlerde ne de eşim.
Kayın pederim, Soma Madenlerinde çalıştığı için erken emekli olmuş ve namaz, cami, kahvehane ve Kur'an okuma arasında hayatını idame ettiriyordu. Ben ise öğrencilik hayatımda ders çalışmanın dışında her şeyi yapmış, meyhane köşelerinde ise az sürtmemiştim. Çok severdim içmeyi çok. Özellikle de rakı ve sohbet. Müzik.
Hele dostlarla o masalarda ihtilaller yapmak, darağaçları kurmak, vatanı kurtarmak ve sevgiliden bahsetmek çok özeldi.
Şimdi, düşünüyorum da vatanı keşke vatanı kurtaranlardan kurtarabilsek. O zaman inanın mavinin en güzeli semada canlanır.
Camiyi ise sadece çocukluğumda gittiğim bayram namazlarından ve de cenaze namazlarından biliyordum. Elbette, ne o çocukluğumun masum anlarına dönebiliyorum ne de bayram sabahı namaz çıkışı alacağımız harçlıkların düş'ü ile eve dönüşlerimizi.
Yaşımız itibariyle de çok cenaze namazına gittim. Daha on ikisinde anneminkine gittim. Hatırlıyorum, annemle en son musalla taşında tabutunda yatarken sohbet etmiştim. Saf çocuksu duygularımla. Neyse...
En sevindiğim husus ise cenaze namazlarında, kendi cenaze namazımı kılmayacak olmam...
Ama kayın pederimle ortak noktamız vardı. Tavla. Zaten erkekler muhakkak ortak bir nokta bulurlar. Mühim olan eşlerin bulmasıdır.
1993 yılında o zamanlar Milpa'nın yaptığı araba kampanyasından sıfır bir Şahin marka araba almıştık. Ben araba kullanmasını bilmiyorum. Etimesgut'ta az sürmedim. Sonuçta öğrendim. Derken 1994 yılında tayinim Doğunun Paris'ine çıkınca, daha Abdullah Öcalan Ecevit tarafından yakalanıp Memleketimin geleceği hakkında söz sahibi olmasından çok önce, ben de arabayı sattım.
Diyarbakır'da göreve başlayınca hemen 1988 model Reno araba aldım. Ve 13'üncü gün kırmızı ışıkta geçince karşıdan gelen bir Toros tam ortadan vurdu ve ben arabayı aldığım fiyatın yarısına sattım.
İşte o zaman anladım kayın pederimin ne demek istediğini ama yapacak bir şey yoktu. Zaten o arabadan gelen parayla borsa maceram başlamış oldu.
Yaşı bana yakın olanlar bilir. O zamanlar bir kooperatif furyası vardı. Hele bizim gibi emekçiler buldukları kooperatife balık'lama dalıyorlardı.
Keşke balık'lama dalsaydım.
Sanırım 1996 yılı başıydı. Kayın pederim Manisa/Soma'da yapımı devam eden bir kooperatife girmemizi söyledi. Ben zaten kooperatife karşıydım. Bir de Soma'da. Asla girmezdim. Ve de girmedik.
Bu olaydan bir iki ay sonra bir arkadaş Balıkesir/Akçay'da bir kooperatife girmemizi önerdi. Bana saçma geliyordu. Hemen ret ettim. Ne işim vardı kooperatifle. Her ay bir köşeye(aklımca borsaya) para atsam on tane ev alırdım.
Gerçekten de alırdım.
Ama şimdiki aklım olsaydı.
Peki, şimdi!
Akıl var.
Ama maalesef para yok.
Neyse, sanki ben gelinlik kızdım. Çok da güzel ve iyi huylu. Alımlı. Davetkâr.
Kooperatifleri ret ettikçe yeni teklifler geliyordu. En sonunda aldandım. Sanırım akşam yemeğinde şarap, klasik müzik, gül ve Mehtap'a karşı koyamadım. En azından yakışıklı biri diyeceğim ama öyle de değildi.
Kocaman göbeğini nasıl yaptığını yıllar sonra öğrenecektim.
Elbette, atmosfer afaki. Ankara/Çayyolu ile Mersin/Anamur'da kooperatif vardı ve ben girdim Ankara/Çayyolu'na. Peşinatı yatırdık. Altı yedi ay taksitleri ödedik.
Derken bizim inşaat bir türlü başlamadı ve sonunda arsa sahibiyle yapılan anlaşma bozuldu. Bize dediler ki, ister sabit gider masraflarını düştükten sonra paranızı iade edelim ya da Anamur'a geçin. Yüz kişiden fazlaydık.
Esasında bu bize Allah'ın bir ikazıydı ama maalesef bu tür ikazları biz kullar sonradan anlarız. maalesef biz de anlamadık.
Elbette, geriye ödediğimizden az para almamak için Anamur konutlarına geçtik. Ödedikçe inşaat başlamıyor, ödedikçe yönetim kurulları mahkemelik oluyor, ödedikçe müteahhitler kaçıyordu.
Ya da biz öyle sanıyorduk.
Hatta Adapazarı depreminde bir kaç üyemizi kaybettik. 1996 yılında başlayan inşaat bir türlü yer basması seviyesini aşamıyor, en sonunda burada da arsa sahibi ile mahkemelik oluyorduk.
Ödedikçe, kooperatiften ayrılanların ve mahkeme dosyalarının sayısı hızla artıyordu.
Bana ise neredeyse ödül vereceklerdi. Aidatını zamanında ödeyen bir kaç üyeden biriydim.
Sonuçta 2001 yılında atamam İzmir'e çıkınca ben de ayrılmayı düşündüm. Ama olmadı. Yapamadım. Kıyamadım kooperatife.
Ben daha doğrusu biz bu dünyaya kooperatif zede olmak için gelmiştik.
Bu arada üye sayımız önce 80'lere, 50'lere derken on iki kişiye düşmüştü. Ve ben ödüyordum. Ödedikçe mutlu oluyordum.
Sonunda 2008 yılında Bitlis/Tatvan'a çıktı tayinim. Ve ben halen ödüyordum. Yedi veya sekiz üyeye düştü sayımız.
Sonunda 2010 yılında pes dedim ve noterden ihbarname ile kooperatiften ayrıldım. Tam on dört yıl ödedim ve bir bardak su içtim. Yüz bin lira civarında param gitti.
Cidden o parayı her ay borsaya yatırsaydım, şu an gerçekten çok ama çok zengindim.
Ama sanırım Allah sadece gönlümün zengin olmasını istemiş.
Bu arada, diğer kooperatiflere ne oldu?
Soma'daki evlerin yüzde doksanı bitince müteahhit kaçtı. Ama insanlar evlerini aldı ve biraz fazla harcasalar da sonunda evlerine geçtiler.
Akçay'dakiler ise üç yılda bitti.
Ve ben en talihsizine girmiştim.
Bu arada bu kooperatiften elime ne geçti.
Google amcayı adımı tıklarsanız görürsünüz. Dolandırıcılık suçundan mahkemelik oldum. İki defa ifade verdim. Denetçi seçilmiştim. Biz insanlara güveniyoruz. Denetleme raporunu imzaladım. Onda da sıkıntı varmış. Yönetici hile hırdavat yapmış. Allah'tan bırakın bir parayı yemeyi, ben gariban(salak) huzur hakkını bile ret etmiştim. Cidden benim gibisi bulunmaz. Ama bazen böyle salaklıklar da insanı temize çıkarıyor.
Rahmetli abim de bir kooperatif zedeydi. O zamanlar senet vardı. Rahmetli, girdiği kooperatifte evini alamadığı gibi, ödediği senetleri müteahhitten almadığı için ikinci defa ödedi.
Demek ki neymiş. Kanımızda varmış. Kooperatif zede'lik.
Siz, siz olun mümkün mertebe atınızı sağlam kazığa bağlayın ya da atı kendiniz zehirleyin.
Hiç olmazsa atı'mı ben öldürdüm, dersiniz salaş bir meyhanenin kuytu köşesinde demlenirken rahmetli Müslüm Baba'nın şarkılarında.
Zaten başka şarkı da gitmez zede'liğe tırmandıktan sonra.
İşte borsa da böyle. Alırken gözünüze batmayan ayrıntılar zamanı gelince paranızı kaybetmenize neden oluyor ve ben nerede hata yaptım diyorsunuz.
Ama sesiniz sadece aynaya vuruyor...
Balık gibi her oltaya atlamayın.
Ya da köyümüzün yeni gelinleri gibi...
28 ağustos 2014 20:14 _izmir çaysız_şekersiz ve bademsiz