Babanem’e…
Ben beklemeyi bir kadından öğrendim.
Ben beklemeyi bir kadından öğrendim.
Adını babanem koydular ama hayat ona hiç adıyla seslenmedi.Gençliğinde başlayan o rahatsızlık, onunla birlikte yaşlandı. Gelin geldiğinde, daha kapı eşiğinden girdiği zamanlarda..sandıktan çıkardığı yazmaları değildi sadece.Parkinson dediler adına ,babanemin bedeninde bir hastalık değil,zamanın görünür hâliydi.Ellerinde, sesinde, yürüyüşünde.
Her gün biraz daha yavaşladı ama hiç durmadı.Zaman onu iyileştirmedi;sadece acıyı taşımanın inceliklerini öğretti. Bir gün şikayet etmedi, o yüzünde ki tebessümü hiç eksiltmedi.
Hatta kendi eksikliğini bile inceltti ki başkalarının vicdanı ağırlaşmasın.
Ve dedem…Onu dinlerken içim yumuşar.Çünkü sevgi dedikleri şeyin,büyük laflarla değil,küçük ama sürekli hareketlerle yaşandığını ondan gördüm.Dedem babaneme çiçek gibi baktı derler, bazen bir çocuk gibi sırtında taşıdığını, elleriyle beslediğini işittim. Ben bunun ne demek olduğunu biliyorum:Solmasın diye rüzgârı önce kendine almak demekti.Dedem aşçıydı, çok güzel yemekler pişirirmiş.Babanem lezzetini alabilmiş midir?Bilmiyorum.Dedem de babam gibi erkenden göçtü gitti.Aynı yaşta, aynı hastalıktan,aynı tarihte. Yazgısını oğluna miras bırakmış.Babanem yıllardır aynı cümleyi kurardı:Gelecek…bir gün gelecek.Ne gelecekti bilmiyorum.Belki iyilik.Belki ferahlık.Bazen güler,babane gelemediler çok mu uzun yol ? Diye şakalaşırdık. Öldüğü sabahı hissettim. Bazı vedalar telefondan önce gelir.Beden bilir.Kalp daha erken duyar. Bunu gönül bağı kuranlar anlar. Babanem, yıllardır beklediği dedeme kavuşmuştu.Onun hikâyesini anlatıyorum,acıya methiye olsun diye değil. Yaralar yarıştırılamaz. Kıyaslanamaz. Herkesin yarası kendine ağırdır.Herkes sevgiye talip ,peki yokluğa ?
Sevgi bedel ister demeyeceğim.Sevgi sadakat ister. İnsanı büyütür, küçültmez. Gönlü olan anlaşır.Kızsa bile, gururu bir yerde durur.Kalbine set çekemez.Gönlü olan ,Yarasını taşımasına izin verir,gönül sırt çevirenle değil,onunla yan yana durabilenle anlaşır.
Çünkü hayat hep inişli çıkışlıdır.Aynı çatı altında her gün mutluluk pişmez.Bazen dumanı tüter,bazen ateşi söner.mesele, sofranın her gün dolu olması değil;duman çıktığında kaçıp gitmemektir…